30 Nisan 2012 Pazartesi

Bırak bicare feryadı



On Yedinci Sözün İkinci Makamı


Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl.

Zîrâ feryad belâ ender, hatâ ender belâdır; bil.



Belâ vereni buldunsa, atâ ender, safâ ender belâdır, bil.

Bırak feryâdı, şükür kıl; mânend-i belâbîl demâ keyfinden güler hep gül mül.



Ger bulmazsan, bütün dünya cefâ ender, fenâ ender hebâdır; bil.

Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan; gel, tevekkül kıl.



Tevekkül ile, belâ yüzünde gül; tâ o da gülsün.

O, güldükçe küçülür; eder tebeddül.



Bil, ey hodgâm! Bu dünyada saadet, terk-i dünyada.

Hudâbîn isen, O kâfidir; bıraksan da, bütün eşya lehinde.



Ger hodbîn isen, helâkettir; ne yaparsan, bütün eşya aleyhinde.

Demek terki gerektir, her iki halde bu dünyada.



Terki demek, Hudâ mülkü, Onun izni, Onun nâmiyle bakmakta;

Ticaret istiyorsan ger, şu fânî ömrünü bâkîye tebdilde.



Eğer nefsine tâlip isen, çürüktür, hem temelsiz de;

Eğer âfâkı ister isen, fenâ damgası üstünde.



Demek değmez ki, alınsa; çürük maldır hep bu çarşıda.

Öyle ise geç; iyi mallar dizilmiş arkasında.

vazife

VAZİFE
Allah-ü Taala’ya ve Hz. Rasulallah’a iman eden şu üç şeyi yapmakla vazifelidir:
1- Allah’ın emirlerini tutmak....
2- Yasak ettiği şeyleri yapmamak...
3- Kimsenin elindekine göz dikmemek, doğru çalışmak, haline razı olmak....
İnsan, hayatı boyunca, emir, yasak ve kader çizgisi içindedir. Hiçbir zaman bunların
dışına çıkamaz. Dışını Hakkın emirlerine uydurduktan sonra, iç alemi için 3 vazife
başlar:
1- İnsan öz varlığı olan kalbine, iç alemine dönmeli...
2- Ruh, iyilik taraftarı olarak, kötülüğe meyilli duran nefsini muhasebe etmeli...
3- Böylece bütün gidişatını, yolunu Allah yolunun hakiki yolcularına uydurmalıdır...

ABDULKADİR GEYLANİ-FUTUHU'L GAYB

hiçlik makamı





Makamı
Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin? ”
“Hiç” demiş Hoca “hiç kimseyim.”
Dudak büküp önemsemediklerini görünce sormuş: “Sen kimsin? ”
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın? ” diye sormuş Nasreddin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam...
“Daha sonra? ..” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın? ”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki ondan sonra? ”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.”
“Daha niye kabarıyorsun be adam ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: ‘hiçlik makamı’ında! ”
“Hiçlik makamı” aslında varlık makamıdır. Ama onun takdiri sadece Cenab-ı Hakka aittir. Zaten de bu yüzden kıymetlidir.
“Hiç” olmak bilin ki zaman zaman “biri” olmaktan daha iyidir. Çünkü “hiç kimse” olmak “herkes” olmak demeye de gelir.
İsterse insan “herkes” yahut “hiç kimse” olabilir. “Her şey” ya da “hiç bir şey! ” arasında gel-git yapabilir!
Zaten “ben”liğin ne önemi var? ..
Ne kadar kendi kimliğimizin ve benliğimizin üstüne titrersek titreyelim genelde insanlar bir birine benzerler.
Aynı zaaflar aynı beklentiler aynı ihtiraslar iştiyaklar inatlar baskılar dalkavukluklar ve kimbilir daha neler neler?
Çoğumuz dürüst değiliz: İçimizde çok sayıda insan var. Bir insanımız (tarafımız) doğru bir insanımız yanlış; bir insanımız sevap bir insanımız günah; bir insanımız cesur bir insanımız korkak; bir insanımız atılgan bir insanımız ürkek; bir insanımız güçlü bir insanımız zayıf; bir insanımız bonkör bir insanımız nankör. Yerine göre demokrat yerine göre diktatör...
Çoğumuz dünyaya karşı zayıfız: Yiyebileceğimizden giyebileceğimizden daha fazlasını isteriz. Daha iyi yemekler yemek daha gösterişli elbiseler giymek daha görkemli evlerde oturmak daha lüks otomobillere binmek...
Sonuçta hemen hepimiz korkarız: Ama korkularımıza ne kadar teslim olmazsak o kadar insansınız.
Hepimiz hayattan bir şeyler bekleriz: Daha iyi yemekler yemek daha iyi evlerde oturmak daha iyi otomobillere binmek daha çok başarmak daha çok kazanmak daha çok harcamak...
Pek itiraf etmeyiz ama çoğumuz “şöhret+servet= kudret” formülünü hayatımızın en üstün değeri olarak görürüz. Bu uğurda kimimiz kişiliğimizi kimimiz kimliğimizi hatta bazılarımız namus ve haysiyetimizi ayaklar altına alırız.
İnsanın bu yönü bilginleri hep düşündürmüştür. Bazıları “yaşama güdüsü” deyip normal bulmuş ama bazıları “insanlıktan çıkış” addedip dünyevi beklentileri aşmayı “gerçek insanlığa ulaşmanın şartı” saymıştır.
Bunlara göre “gerçek insan” dünyayı aşıp dünyadan taşan insandır.
“Gerçek” anlamda tüm dünyada kaç “insan” kaldığı sorusu da tabii sorulmaya değer.
Dünyada kaç “gerçek insan” kaldığını size söyleyemem fakat her insanın dünya gerçeklerinden biri olduğunu rahat rahat söyleyebilirim.
Zaten “dünya gerçeği” nedir ki? ..
Gerçek herkese göre değişir. Herkes kendi gerçeğini yaşar: Biraz masal biraz rüya biraz hayal biraz kuruntu...
Herkesin hayalleri rüyaları hülyaları masalları var...
Bazen kral olursunuz bazen hamal. Zaman zaman dünyaca ünlü bir sanatçı zaman zaman her sözü dinlenen bir filozof ya da kimsenin ciddiye almadığı silik biri...
Bazen ruh bazen melek bazen sıradan biri: Herkes...
İnsan istikrarsızdır: Diktatörlükten sıkılınca demokrat takılır zenginlikten bıktı mı yoksullukta neşe arar...
Bazen her şeydir insan bazen hiç bir şey.
Bazen herkestir bazen hiç kimse.
Gerçek herkese göre değişir. İnsan tek tek kendi gerçeğini yaşar: Biraz masal biraz rüya biraz hayal...
Çok şükür benim de hayallerim rüyalarım hülyalarım masallarım var...
Bazen kendi dünyama kral olurum bazen çobanlaşır koyun güderim. Zaman zaman dünyaca ünlü bir sanatçı zaman zaman ciddiye alınmayan bir filozof...
Bazen her şey bazen hiç bir şey.
Her zaman hiç kimse...
Dünyayı fazla ciddiye aldığımızı fark ettiğimden beri böyle oldum.
Yavuz Bahadıroğlu .

benden evvel...

"Dört şeyi yanlış anlamışım.

Ben Allah'ı istiyor O'nu anıyor

O'nu biliyor O'nu seviyorum .



Sonradan anladım ki



benden evvel
O beni istiyor
anıyor
biliyor
ve
seviyormuş.."


Bayezid-i Bistâmi (k.s

lal-ü aşk



Lal'ü aşkdır ahvalim...
Y/ar t/adında sükunetim

aşk t/adında yaralarım
sabır t/adında dualarım var...


Dua sığınağı




"Dua darda kalanların sığınağıdır."

Şihabuddin Sühreverdi

28 Nisan 2012 Cumartesi

dua ile acılan kapılar




SONRA İNSAN NİÇİN DUADAN KAÇINSIN?
Ve niçin Allah’ı unutsun?
İşte unutunca ufacık bir uyarma operasyonu yapılır.
Haliyle iman sahibi bunun nereden geldiğini hemen anlar, dua eder.
Elbette o zaman dualar makbul olur. İlahi lütuf ve kerem kapıları açılır.
Allah, hiçbir kulun duasını karşılıksız bırakmaz. Burada olmasa da öbür alemde karşılığını verir.

Abdülkadir Geylani (Sûfi Pir ö. 1166)
Fütuhu'l-Ğayb

Bir sade fasıldır...



Alemde ne var ki aşktan özge
Beyhude nefes tüketme şair
Bitmez diyerek sarıldığın ömr
Bir sade fasıldır aşka dair

Beşir Ayvazoğlu

iki terbiyeci






Dünyada iki terbiyeci vardır.
* Biri şevk-i muhkem: sarsılmaz şevk/sevgi
* Diğeri de sille-i Hüda: Allah'ın tokatı.

Ahmed er-Rifai

gösteriş


İlmini, dindarlığını gösteriş olsun diye yapan kimse
Harmanı biriktirip ateşe veren gibidir

Sadi-i Şirazi, Gülistan

Allah'ın zikri





Kalbini Allah'ın zikrine alıştırırsan mutlaka kalbin, zikrin vereceği nurla nurlanır.
O nur kalp gözünün açılmasını sağlar.

Muhyiddin İbn Arabi

Allah'ın boyası(sıbgatullah)




    •  صِبْغَةَ اللّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدونَ

      Sıbgatallâh(sıbgatallâhi) ve men ahsenu minallâhi sıbgaten, ve nahnu lehu âbidûn(âbidûne).

      Allah'ın boyası (ile boyandık) . Boyası Allah'tan daha güzel olan kimdir? Biz O'na kulluk edenleriz.
    • BAKARA-138




  • ÖLÜM KUŞU



    Topal bir karınca düşünün. Bir buğday için saatlerce uğraşır, didinir, tam yuvasının ağzına getirir ki taneyi kuş kapar.
    Ölüm kuşu da böyledir. Kimse dünyadaki emeline kavuşamaz.

    Sufi Bişri Hafi

    27 Nisan 2012 Cuma

    hayırlı cumalar



    Allah'ım bize gerek sana karşı ,gerekse kullarının seçkinlerine karşı hüsn-ü edeple davranmayı nasib et .Sebeplere dayanıp güvenme iptilasına bizi müptela kılma.Seni tevhidimiz ve sana olan tevekkülümüz üzerinde bizi sabitkadem eyle.Bizi kendinle ve hacetleri yalnız sana arzetmekle başkalarından müstagnı kıl.Bizi kendi sözlerimizle ve kendi amellerimizle imtihan etme.Onlar sebebiyle cezalandırma.Bize lütfunla ,kereminle cezamızdan vazgeçmekle ve müsamahanla muamele et.
    Amin....
    Fethurrabbani s.444

    26 Nisan 2012 Perşembe

    müminin nazarı




    Mü’minin nazarı öyledir ki, dünyadaki zevk u sefaya bakar, arkasında cehennemi görür; meşakkat ve hizmete bakar, arkasında cenneti görür. (Abdülaziz Bekkine)

    Utanırız...


    Devamlı “Vakit yetmiyor, ne çabuk geçiyor!” diyerek zamana kusur buluruz; oysa zaman bir konuşacak olsa, vallahi utanırız! (İmam-ı Şafi)

    25 Nisan 2012 Çarşamba

    Ayasofya




    AYASOFYA

    Ey şehri İstanbul’un kalbi
    Ey mana denizinde yüzen
    Tekbir yuvası
    Ayasofya
    ...

    Sen ne koca bir taş
    Ne çizilmiş bir çizgi
    Ne görünen renksin
    Sen manaların en yücesi
    Alemlere denksin

    Ey ayakta duran koca kubbe
    Kanayan yaram
    Tüten hasreti; buram buram
    Zincire vurulmuş kolum kanadım
    Ey medet bekleyen feryadım
    Akan gözyaşım
    Ayasofya


    Abdurrahman Tümer

    tek derdim...





    Yürürken başımın yerde olması sizi rahatsız etmesin..
    Benim tek derdim yere düşen edebinize takılmamak..

    24 Nisan 2012 Salı

    Bir damla gözyaşı



    Bir damla da çağlayan ırmakları boğuşu Yakub'un
    Sukut denizinde dalga olan Meryem'in
    Fırtınalara sabrı kalkan bilen Eyüb'ün...

    Rıza bahçesine bir gül ekebilmek gözyaşlarını teselli
    vuslatına mazhar olacak kadar samimiyetle dökmektir...Dua tadında
    akan her damla kelamsız rıza dilencisidir...

    Ey Zeyd...Ey sevdalı....Ardından alemlere rahmet olarak
    gönderdiğineen sevdiğine
    Hasret gözyaşları döktürdüğü Mevlanın....

    Ey Selman...Ey yüreğindeki aşka harf harf teslim olan....Hak
    tarafından sevilen ve sevildiği
    Aleme ilan edilen....

    Aşkla var olabilmek yollardahasrete gamzelerde hayat
    buldurmakkirlenmemiş gökyüzü
    Altında sadık ve vefalı aşıklarıunutulan her heceyi işler cana
    saadet asrı tadında akan her damla...

    Asırlar öncesinden bizlere selam eden Efendim...
    Rüzgar saçını dağıtır diye üzülemediğimize üzülerek
    sevdasına vurulduğumuz...
    Hüzün bahçelerindeyiz.....Sensiz..!


    Nedametin giydirildiği gecelere aydınlığıvefasızlıkların
    asıldığı yıldızlara affıkırgınlıkların
    Gezdiği sokaklara sevgiyi fısıldar gül tadında akan her damla...


    Talan edilmiş sokaklarımı sevdirir"O"ndandır diye...
    Aşk dolu hayatların bir huzmesinin canda hayat bulmasını
    dillendirir sus olup...
    Ahdimi taşır akan her damla ...

    Bir damla gözyaşında saklı "can"
    Bir damla gözyaşı "can"a hayat bulduran




    El-Vehhab ismine sığındım....
    Avuçlarımda bir damla gözyaşıyla kapındayım....


    dertsiz dua soğuktur...




    Nerede bir dert varsa, deva oraya gider; neresi alçaksa, su oraya akar.
    Yüce Allah, üstünlük bakımından gözyaşını, şehitlerin kanlarıyla bir tutmadadır.
    Kimin gönlü illetlerden arınmışsa onun duası, ululuk sahibi Allah’a kadar varır, makbul olur.
    Eğer duada güzel bir nefese sahip değilsen yürü, özü sözü doğru kardeşlerden dua iste!
    Dertsiz dua soğuktur, bir işe yaramaz. Dertli dua ve niyaz, gönülden, aşktan gelir.
    Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
    Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
    Rahmetler saçan dua kapısını kim vurdu da ona yüzlerce baharla icabet edilmedi?
    Allah, yalvarıp yakaranlara ihsanda bulundu mu onlara
    ihsan ettiği şeylerle beraber, uzun da bir ömür bağışlar.

    Allah, ne alırsa onun karşılığını verir. Veliler bu sebeple O’na itiraz etmezler.
    Bağını mı yaktı? Sana bir bağ dolusu üzüm ihsan eder; yas içinde neşe verir.
    O, elsiz çolağa el verir. Gamlara maden olan kişiye neşeli, sarhoş bir gönül bağışlar.
    Allah bize yardım etmek dilerse, bize yalvarmak ve münacatta bulunmak meylini verir.
    O’nun için ağlayan göz ne mübarektir!
    Onun aşkıyla yanıp kavrulan yürek ne mukaddestir!
    Her ağlamanın sonu gülmektir. Sonunu gören adam mübarek bir kuldur.
    Akarsu nerdeyse orası yeşerir; nerde gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur.

    Yusuf değilsen bari Yakub ol; onun gibi matlûbuna erişmek için ağla!
    O elbiseyi elde etmek istersen cesedindeki göz çocuğunu ağlat!
    Nerede bir dert varsa deva, oraya gider; neresi alçaksa, su oraya akar.
    Bulut ağlamadıkça yeşillik nasıl güler? Çocuk ağlamadıkça süt nasıl coşar?
    Gülmeler, ağlamalarda gizlidir. Ey sâf ve temiz kişi! Defineyi yıkık yerlerde ara!
    Kardeş, duadan ayrılma! Kabul edilmiş, edilmemiş, bununla bir işin yok senin!

    Hz Mevlânâ- Mesnevî


    susmalarını dinlerim...






    Ne demiş şair;



    "Ben her zaman konuşmam;


    Ben senin susmalarını dinlerim…"


    üzgün duran kellimeler


    Gür bir hayat gerekir şiire taramak için
    bundandır bende üzgün durması kelimelerin...

    Haydar Ergülen

    divitin yanında mı?


    Bir gün Peygamber Efendimiz Ashâbıyla sohbet ederken yanında bulunanlardan Hz.Hilâl (ra)'a: "Divit'in yanında mı?" diye sormuşlar. Onun hayır demesi üzerine: "Yâ Hilâl Diviti (kalemi) yanından ayırma zîrâ kıyâmete kadar hayır divittedir" buyurmuşlardır. Yazıda dikkat edilmesi îcâbeden hususlardan biri yazının güzel ve düzgün olmasıdır. Güzel yazı yazanın ruhunu huzur ve sükûnunu aksettirir ve okuyanı rahatlatır. Sinirli ve acele yazılan bir yazı hemen belli olur. Okuyanı rahatsız eder. Yazandan başkasının okuyamadığı bir yazının sahibinden başkasına faydası olmaz. Yanlış anlamalara sebep olacak imlâ ve harf hatalarından sakınmak îcâbeder. Yanlış bir noktanın bile yanlış mânâlara sebep olabileceği ehlince malumdur.


    Güzel yazı rızık genişliğine vesile olur. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: "Size hüsn-i hattı (güzel yazıyı) tavsiye ederim zîrâ o rızkın anahtarıdır. Evlatlarınıza yazıyı öğreterek ikramda bulunun. O en mühim işlerdendir"
    Rûhu'l-Beyân 7314

    Kalem hayırlıdırama hayırda kullanmak kaydıyla
    Kalemde kuvvet vardır;ama ilahi kudrete hizmet ettiği müddetçe


    anlamak...



    Anlamak anlamlandırmak lazım herşeyi
    Boşa geçmekte öm
    ür bu gidişe bir dur demeli.
    Kaybolmadan hayat sahnesinden
    Giderken sessizce geride ne kalacak çokça düşünmeli...!!!

    yalnızdım...


    Tüm kentten daha yalnızdım
    Okyanus gibi bir yalnızlık

    ya baki,entel baki...



    İKİNCİ NÜKTE

    İnsanın fıtratında bekàya karşı gayet şedit bir aşk var. Hattâ her sevdiği şeyde kuvve-i vâhime(insanda olmayan birşeyi gösterme duygusu) cihetiyle bir nevi bekà tevehhüm eder(zanneder) sonra sever. Ne vakit zevâlini (yokluğunu) düşünse veya görse derinden derine feryat eder. Bütün firaklardan gelen feryatlar aşk-ı bekàdan gelen ağlamaların tercümanlarıdır. Eğer tevehhüm-ü bekà(ebediliği düşünmese) olmazsa muhabbet edemez. Hattâ denilebilir ki âlem-i bekànın ve ebedî Cennetin bir sebeb-i vücudu(var olma sebebi) şu mahiyet-i insaniyedeki(insanın mahiyetindeki) o şiddetli aşk-ı bekàdan çıkan gayet kuvvetli arzu-yu bekà(ebedi olmasını arzulaması) ve bekà için fıtrî umumî duadır ki Bâkî-i Zülcelâl o şedit sarsılmaz fıtrî arzuyu o tesirli kuvvetli umumî duayı kabul etmiştir ki fâni insanlar için bâki bir âlemi halk etmiş.

    Hem hiç mümkün müdür ki Fâtır-ı Kerîm(sonsuz kerem ve lütuf sahibi olan ve varlıkları benzersiz olarak yoktan yaratan Allah) Hâlık-ı Rahîm( herşeyi yaratan ve herbir varlığa özel rahmet tecellisi olan Allah) küçük midenin cüz’î(küçük) arzusunu ve muvakkat bir bekà için lisan-ı hal(hal dili) ile duasını hadsiz envâ-ı mat’umat-ı leziziyenin(çeşit çeşit lezzetli nimetlerinin) icadıyla kabul etsin de umum nev-i beşerin pek büyük bir ihtiyac-ı fıtrîden(fıtri bir ihtiyaçtan) gelen pek şiddetli bir arzusunu ve küllî ve daimî ve haklı ve hakikatli kàlli(sözlü) halli bekàya dair gayet kuvvetli duasını kabul etmesin? Hâşâ yüz bin defa hâşâ! Kabul etmemek mümkün değildir. Hem hikmet ve adaletine ve rahmet ve kudretine hiçbir cihetle yakışmaz.

    Madem insan bekàya âşıktır; elbette bütün kemâlâtı lezzetleri bekàya tâbidir. Ve madem bekà Bâkî-i Zülcelâle mahsustur. Ve madem Bâkînin esmâsı bâkiyedir. Ve madem Bâkînin âyineleri Bâkînin rengini hükmünü alır ve bir nevi bekàya mazhar olur. Elbette insana en lâzım iş en mühim vazife o Bâkîye karşı alâka peydâ etmektir ve esmâsına yapışmaktır.
    Çünkü Bâkî yoluna sarf olunan herşey bir nevi bekàya mazhar olur.
    İşte ikinci يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى cümlesi bu hakikati ifade ediyor. İnsanın hadsiz mânevî yaralarını tedavi etmekle beraber fıtratındaki gayet şiddetli arzu-yu bekàyı (beka arzusunu)onunla tatmin ediyor.

    ey dost!





    Mecnun değilim dost; lakin çağırırsan çöllere gelirim. Sana yalan halde gelmem toplarım
    özümü yalın halde gelirim. Kapıyı çaldığında "kim o ?" dersen; ben olmam kapında sen

     
    olur gelirim. Sen gel de yeter ki yola yük olmam yol olur gelirim...

     
    Hz.Mevlâna

    Allah'ım bırakma tut ellerimizi...




    Ey merhametlilerin en merhametlisi!
    Allahım!
    Ey alemlerin Rabbi!
    Ey sevgiyi sevgiyle yaratan!
    Ey seven, sevdiren ve sevindiren!
    Ey rahmetin sonsuz kaynağı!
    Ey merhametlilerin en merhametlisi!
    Ey gönüllerin mutlak hakimi!
    Ey zâtını hamd ile azîz olduğum!
    Ey zâtını hamdden âciz olduğum!
    Ben, layıkıyla övemem Seni!
    Sen, övdüğün gibisin kendini!
    Seni, layıkıyla ancak Sen tanırsın!
    Seni, layıkıyla ancak Sen översin!
    Hamd’im Sana mahsustur, senâm Sanadır!
    Umudum, korkum ve sevdam Sanadır1
    Özümü Sana çevirdim, Sana tutundum!
    Elimi Sana açtım, gönlümü Sana sundum!
    Beni kovmaz diye kapına geldim
    Affı boldur diye affına geldim
    Tuttum günahımdan yüzüme perde
    Kulluk edemedim lütfuna geldim!
    Allahım!
    Kanadı kırık bir kuş gibiyim.
    Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum.
    Yarım bırakılmış bir düş gibiyim.
    Yardan da serden de geçemiyorum.
    Menzile erememe korkusu sardı benliğimi
    Kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare!
    Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi!
    Yaraları saran, dağılanı toplayan Sensin!
    Varlığım Senin varlığının şahidi
    Varlığım Senin rahmetinin şahidi
    Allahım!
    Ey Vedud olan!
    Hem seven, hem de sevilmeyi dileyensin.
    Ey varlığı sevgi olan, ey sevginin sonsuz kaynağı!
    Biz var ettiğini severiz, Sen sevince var edersin.
    O sonsuz hazinenden bizim için de bir sevgi var et!
    O sonsuz sevgi selinin içine bizi de kat; sev bizi!
    Sen seversen sevdirirsin; sevdir bizi!
    Sevdiğini cennetinle sevindirirsin; sevindir bizi!
    Allahım!
    Varsın, bütün kainat varlığının aynası.
    Birsin, bütün mevcudat birliğinin şahidi.
    İnanmışız her ne ki tek, o Yaratan’dır
    Biliriz ki her ne ki çift, o yaratılandır.
    Her şey Sana muhtaç, hiçbir şeye muhtaç değilsin Sen.
    Ehad’sin, Vahid’sin, Samed’sin Sen!
    Allahım!
    Maddedeki her atomun tesbih ettiği Sensin.
    Nefes alan her canlının zikrettiği Sensin
    Akıl emanet ettiğin her varlığın aklettiği Sen
    Duyan ve duyuran her duyunun hissettiği Sensin.
    Kadr ü kıymet bilenlerin şükrettiği Sen
    Varlığı nimet bilenlerin hamd ettiği Sensin!
    Allahım!
    Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz.
    Seni sığınak, barınak, tutamak bilir Ya Allah deriz.
    Şeytandan Sana sığınır e’uzü billah deriz
    Her işe Seninle başlar bismillah deriz.
    Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz.
    Versen de alsan da elhamdülillah deriz
    Hayran kaldığımızda maşallah,
    Pişman olduğumuzda estağfirullah deriz.
    Sevindiğimizde Allahüekber,
    Üzüldüğümüzde inna lillah deriz.
    Canımız sıkıldığında fe-sübhanallah,
    İlendiğimizde katelehumullah deriz
    Zafer kazandığımızda nasrun minallah,
    Rızık kazandığımızda er-rızku ala’llah deriz
    Bir işi arzu ettiğimizde inşallah
    Bir işi başardığımızda bi-izni’llah deriz
    Güçlük karşısında la-havle ve la-kuvvete illa billah
    Söz verdiğimizde vallah ve billah deriz.
    Allahım!
    Ben kulum, Sen Allah’sın.
    Ben isteyenim, Sen verensin
    Ben susayanım, Sen su verensin
    Ben muhtacım, Sen ihtiyaç giderensin
    Ben kendine yetmeyen, Sen her şeye yetensin
    Ben beni bilmeyen, Sen beni benden iyi bilensin.
    Ben bende olmayan, Sen şahdamarımdan yakın olansın.
    Kul kulca ister, Sen Allah’ça verirsin
    Halim arzuhalimdir, duruşum duam
    Sensizken neyim var, Senliyken ne gam?
    Allahım!
    İmanı olanın imkanı tükenmez
    İmandan ve Kur’an’dan ayırma!
    Kur’an’dan mahrum kalana ışık erişmez
    Kitaba uyanlardan kıl, kitabına uyduranlardan kılma!
    Kur’an’ı bizden razı, bizi Kur’an’dan razı kıl!
    Hesap gününde Kur’an’ı şahit kıl, şekvacı kılma!
    Kur’an’ı bize aç, bize Kur’an’ı aç
    Susuz yüreklere vahyi ellerimizle saç!
    İnsanlık zaman çölünde bu suya muhtaç Ya Rabbi!
    Allahım!
    Sorunlarımızın elinde imanımızı kar gibi eritme!
    İmanımızın elinde sorunlarımızı kar gibi erti.
    Bizi dünyalıklarımızın altında at etme.
    Dünyalıklarımızı altımızda Burak et!
    Sahip olduklarımızın bize sahip olmasına izin verme!
    Aklımızı ak, aşkımızı ak, yüzümüzü ak eyle!
    İmtihan potasında bizi cevher et, cüruf etme!
    Bize götüreceğimiz yükü yüklet!
    Götüremeyeceklerimi yükletme!
    Kahrından lütfuna sığınırız Allahım!
    Celalinden cemaline sığınırız Allahım!
    Senden Sana sığınırız Allahım!
    Yalnız Sana sığınırız Allahım!
    Allahım!
    Beni Allah’la aldatanlardan etme!
    Allah’la aldatanlara aldananlardan etme1
    Şeytanın eylemlerimizi süslemesine izin verme!
    Şeytanın süslediği emellerimize izin verme!
    Bana Hz Adem’in tevbesini, Hz Nuh’un direncini ver.
    Hz İbrahim’in imanını, Hz İsmail’in teslimiyetini ver.
    Hz Yakup’un dirayetini, Hz Yusuf’un iffetini ver
    Hz Musa’nın celadetini, Hz Harun’un sadakatini ver.
    Hz Davud’un sadasını, Hz Süleyman’ın gayretini ver.
    Hz Eyyub’un sabrını, Hz Lokman’ın hikmetini ver.
    Hz Zekeriyya’nın hizmetini, Hz Yahya’nın şahadetini ver.
    Hz Meryem’in adanmışlığını, Hz İsa’nın safiyetini ver.
    Ve Hz Muhammed’in muhabbetini ver Ya Rab!
    Allahım!
    Bana eşyanın hakikatini göster.
    Bana hakikate itaat, batıla isyan liyakati lütfet.
    Dininin derdini derdim kıl, özel dertlerimi satın al.
    Öyle aziz dertlere mübtela kıl ki, dermana bakmayayım.
    Bana, tadına doyum olmayan kerim acılar yaşat
    İrademi inayetsiz, bilgimi hikmetsiz bırakma Allahım!
    İmanımı gayretsiz, sadakatimi mesnetsiz bırakma Allahım!
    Mizacımı fıtratsız, ahlakımı nezaketsiz bırakma Allahım!
    Hayatımı muhabbetsiz, ahretimi cennetsiz bırakma Allahım!
    İmanımı aklımın elinde esir etme!
    Aklımı hissiyatımın elinde rezil etme!
    Hissiyatımı şehvetimin elinde zelil etme!
    Allahım!
    Ağlamayan gözden, sızlamayan özden, kızarmayan yüzden Sana sığınırım.
    Şirkten, küfürden, müşrikten,
    Cahilden, gafilden, kafirden Sana sığınırım.
    Harama dayalı servetten,
    Hak edilmemiş şöhretten Sana sığınırım.
    Korkaklıktan, pısırıklıktan, kıskançlıktan Sana sığınırım.
    Hasetten, fesattan, kesattan, nifaktan,
    Fısktan, fücurdan Sana sığınırım.
    İftiradan, ihanetten, cimrilikten, kincilikten
    Sana sığınırım.
    Allahım!
    Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni!
    Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana
    Bir lahza dahi bana bırakma beni!
    Sen bana yetersin, yetmem ben bana
    Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster!
    Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen.
    Gönlüme huzur, gözlerime nur, dizime derman ver!
    Sen “Ol!” deyince olur, olmaz “Ol!” demezsen.
    Canana can, cana canan, kalbe ferman ver!
    Al işte ellerim, uzattım Sana
    Ne olur, ne olur bırakma beni bana!
    Sen bana yetersin, yetmem ben bana
    Allahım, ellerimi bırakma!
    Allahım!
    Bırakma bizi!Tut elimizi!
    Amin.

    sonsuzluk...



    Bir sabah vakti,
    Çağırsa bizi sonsuzluk...
    Birden demir alsa gemi
    Başlasa güzel yolculuk !..


    Selam onlara ...veyl onlara....

    Allah rızası için ihlasla ibadet ve hizmet edenlere, hayır hasenat yapanlara Kur'anda, Sünnette müjdeler var.
    Allah onları bol bol mükafatlandıracaktır. Bire yedi yüz karşılık verecektir.
    Ne mutlu onlara...
    Ötekilere gelince:
    Yazıklar olsun münafıklara!..
    Veyl, halk kendisi için bu ne büyük âlimmiş desin diye ilim öğrenen, ilim öğreten, Kur'an okuyanlara!..
    Veyl sahte mücahidlere!.. Onlar hasbeten lillah ve muhlisen lillah cihad etmemişler, insanlar "Bu ne yiğit, bu ne mücahit adammış" desinler diye savaşmışlardı.
    Veyl o münafık sözde hayırsever tâcirlere!.. Onlar Allah için hayır yapmamışlar, insanlar "Yahu bu ne hayırsever adam" desinler diye harcamışlardı.
    Veyl o münafık sahte alimlere ki, onlar Allahın ayetlerini ucuza veya pahalıya satarlar.
    Veyl o düzenbaz hizmetkarlara ki, onlar hizmet perdesi ardında dünya malı yığmışlar, vaktiyle bir çulları yokken şimdi Karun gibi zengin olmuşlardır.
    Veyl paraya tapanlara!
    Veyl nefs-i emmârelerinin esiri olanlara!
    Veyl ruhbanlarını erbab haline getirip putlaştıranlara. Veyl Tağutî ve Deccalî düzenin haram rantlarına, necis kemiklerine kilâb gibi saldıranlara!
    Selam olsun Mevlana Celalüddin Rûmî mürşidimize ki, vekilharcına "bugün evde ne var?" diye sorduğunda "Maalesef hiçbir şey yok, kiler tamtakır, ocakta tencere kaynamıyor" cevabını alınca "Yâ Rabbi, Sana şükürler olsun, evim Peygamber evine benzedi" demişti.
    Selam nefislerini alçaltan ve Kelimetullahı yüceltenlere.
    Selam hâdim-i Ümmet, hâdim-i Kur'an, hâdim-i Sünnet, hâdim-i-Şeriat olanlara.
    Selam Mustafa'nın (Salat ve selam olsun ona) yolundan gidenlere.
    Veyl veyl veyl, Deccalların ve Kezzabların hizbinden olanlara.
    Ücretlerini, mükafatlarını sadece Allah'tan isteyerek ihlasla ve istikametle yorulanlara, ezilenlere, zindanlara atılanlara, işkence görenlere, aç kalanlara, hakarete uğrayanlara, yüzüne tükürülenlere selam selam selam.
    Selam muhlislere, selam gerçek mücahidlere, selam gerçek ve samimî hizmet erbabına, selam gerçek ulemayla, selam gerçek ve kamil mürşidlere...
    Selam hafifülhaz olanlara.
    Selam gafillerin, fasıkların, münafıkların, kafirlerin deli dediği akıllılara.
    Selam Allahın kendilerinden razı olduğu veli kullara
    M.ŞEVKET EYGİ

    21 Nisan 2012 Cumartesi

    gönlünü Allah'a vermek



    Farklı tasavvurlarla çıkınca sabaha,
    Bütün bütün veririz gönlümüzü Allah'a.
    Bilal İşgören

    EZAN ...



    Bu cihanda duyulmaz ise bir gün “Allahu Ekber''
    Her fen tarumar olur, her beden makber.

    Kadim Dolunay


    20 Nisan 2012 Cuma

    kalbin şifası


    ALLAH'tır Kalbe Şifa..

    cumamız mubarek olsun.



    Bütün şerler insanların yanında ,bütün hayırlara Allah'ın yanındadır.
    Allah'ım zamane insanlarının şerrinden salim eyle.Dünya da da ahirette de hayrını ver.
    Gavs Azam Abdulkadir Geylani Hz.

    19 Nisan 2012 Perşembe

    ölümü sevmek





    ve hiçbir şey saçlarıma düşen ilk aklar gibi sevdirmiyor ölümü..


    ....



    m.adın

    mümin müminin aynası.


    Mümin müminin aynası kalbimiz mı karardı aynalara düşecek suretimiz mi kalmadı?


    Fatma K. Barbarosoğlu



    hadi uç,uç uç böceği..




    Bir dilek diledim
    Yarım kalan düşlerime dair..


    Heyecan yüreğimde

    Ellerim titrek
    Ürkek bir tavşan misali..


    Hadi..
    Hadi uç..

    Uç Uç böceği..

    kalbimin mahurusun



    Sen ki gül bahçesinde
    kalbimin
    m â h u r u s u n



    Nurullah Genç

    18 Nisan 2012 Çarşamba

    kün feyekün!




    Söylenilecek çok şey var
    Ve hiçbir şey…
    Kırk kere söylense de
    Ve hatta kırklarca kez, kırklar hatırına.
    Olmayacak şeyler var.
    İhtimal dairesinin dışına
    Ulaşmak isteyen
    Sözler var bir de
    Hani Sen “Ol!” dersin
    Tüm imkansızlıklar
    İmkan olur
    Tüm mümkünsüzlükler
    Mümkün.
    Akıl-sır ermez bir şekilde
    Bir “Ol!” desen keşke…
    Saliha Şule 

    bana ümit bağlama





    Bana ümit bağlama ben toprağa söz verdim...

    EY RABBİM!



    Ey Rabbim..Ruhumun sönmüş kandillerini yak..
    Karanlıklar aydınlığa ulaşsın daha net göreyim önümü..


    "Kadim Dolunay"

    zambaklar en ıssız yerlerde açar




    Zambaklar en ıssız yerlerde açar! Yüzün Hakk’a dönmeden ihsanı arzularsın…


    Zamanı gelmeden çiçek açmaz meyve olgunlaşmaz. Yüce Rabbimiz her şeyin kemâle ermesini belli sebeplere belli bir zamana bağlamıştır.

    İnsan için de durum aynı. Özünde hayvanî duygularla melekiyyet özelliklerini taşıyan insan birini terk etmeden diğerini kazanamaz. Allah dostlarından Niyazi-i Mısrî bu düşünceleri şiirinde şöyle anlatıyor.


    Nâdânı terk etmeden yarânı arzularsın
    Hayvanı sen geçmeden insanı arzularsın


    Cahilleri terk etmeden gerçek dostlara kavuşmayı istiyor hayvanî duygulardan vazgeçmeden insanî değerleri arzuluyorsun. Bu mümkün mü?


    Men arafe nefsehu fekat arefe Rebbehu
    Nefsini sen bilmeden Sübhanı arzularsın.


    “Nefsini bilen Rabbini bilir” buyuruyor Sevgili Peygamberimiz (s.a.v). Kendini bilmek niçin yaratıldığının şuuruna ermek kâniatın yaratılışındaki sır ve hikmetleri Cenâb-ı Hakkın azamet ve kudretini idrak edebilmek... İşte Sübhan olan Allah’a giden yol...

    Yüce bir davanın manevi yükünü omuzlayabilmek için kemâlât lazım.

    Ehlullahtan Yusuf b. Hüseyin İsm-i âzam duasını öğrenebilmek için Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin hizmetine girmiş. Bir sene iki sene üç sene dört sene... Zünnûn bir türlü ismi azâm duasını öğretmiyor. Yusuf bin Hüseyin iyice daralmış. Beşinci senenin sonunda Zünnûn eline bir kutu vererek Yusuf’a “Bu emaneti Nil nehrini geçerek filan zâta götür” demiş. Nil’i geçerken kutunun içinde birtakım hareketler duymuş. Merakla paketi açınca içindeki fare kaçmış. Boş paketi götürdüğü zât şöyle demiş: Yâ evlâdım. Sen daha bir fareyi muhafaza edemiyorsun İsm-i âzam emanetini nasıl taşıyacaksın.

    Sen bu evin kapısın henüz bulup açmadan
    İçindeki kenz-i bigâyânı arzularsın.

    Kalp arşullahtır Rahmanın sonsuz hazinesidir. Oraya girmeden gönlün derinliklerine inmeden gönül ehillerinin manevî iklimine dahil olmadan o hazineye ulaşabilmek mümkün mü?


    Taşna üfürmek ile yalazlanır mı ocak
    Yüzün Hakka dönmeden ihsanı arzularsın


    Başka yöne üflemekle ocaktaki ateş alevlenir mi? Yüzünü Hakka dönüp o yolda gayret sarfetmeden ihsan mertebesine ulaşılabilir mi?

    Vusulsüzlük usülsüzlüktendir. Her işte başarı uygulanan usül ve metodun doğruluğuna bağlı. Testiyi çeşmenin tam altına koymadan dolduramazsın.



    Çeşmelerde bardağın
    Doldurmadan kor isen
    Bin yanında durusa
    Kendi dolası değil



    Dağlar gibi kuşatmış benlik günahı seni
    Günahın bilmeden gufranı arzularsın


    Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v) “Kişinin kendini beğenmesi ona günah olarak yeter” buyuruyor. Benlik duygusu birçok kötü huyların kaynağı Allah’la kul arasındaki en büyük engel.

    Allah’ın rahmetine giden yol insanın kusurunu bilmesinden tevbeden acziyetini idrak etmekten tevazudan geçiyor.


    Cevizin yeşil kabını yemekle tat bulunmaz
    Zahir ile ey fakih Kur’an’ı arzularsın


    İslam insanların şekline dışına değiline özüne gönlüne önem verir. Kabukta şekilde kalmak işin derinliğine özüne sırrına ermemek bizi yolda koyar.

    Kur’an evimizin duvarını süslemek için değilruhumuzu süslemek için dünya ve ahiret hayatımızı mesûd kılmak için gelmiştir. O’nu okumak huzur ve huşû ile okumak O’nu anlamak hayatımızda yaşamaktır asıl olan...

    “Evliyadan Habib-i Acemî ümmî idi. Kur’an okumasını bilmiyordu. Böyleyken yanında Kur’an okunduğu zaman gözlerinden iplik iplik yaş dökülüyordu. Sordular:

    — Sen Arapça bilmediğin ve zâhiri mânâsını anlamadığın halde Kur’an dinlerken ağlamana sebep ne?

    — Lisanım anlamıyor amma dedi; kalbim anlıyor.”

    Gurbet ayrılık belâ ve sıkıntılar insanın olgunlaşmasına vesiledir. Efendimiz (s.a.v) ve ashabın hayatını incelediğimiz zaman bunun en canlı örneklerini görürüz. İşkence zulüm ayrılıkrbet... Ancak çekilen bu çileler onları yeryüzünün yıldızları yapmış örnek bir nesil haline getirmiştir.


    Başsız kabak gibi bir tekerleme söz ile
    Yunus’leyin Niyazî irfanı arzularsın


    Niyazi-î Mısrî hazretleri tevazuan kuru söz ve taklitle marifet denilen Allah’ı tanıma ilmine ulaşılamayacağını ifade ediyor.

    “Sırr-ı Sakatî (k.s) şöyle buyuruyor:

    — Marifet kuş gibi yukarıdan aşağıya doğru iner ve daima utanç hayâ sahibi gönülleri arar ve onlara konar.”



    Abdullah Yolcu

     

    ne olur Allah rızası için...



    Ne olur Allah rızası ıcın

    Hazreti Ali (kerremallahü vechehu) hurma bahçesinde akşama kadar çalışmış akşam da devesinin üzerine bir çuval hurma yükleyerek evinin yolunu tutmuştu.
    Devenin yuları yardımcısı Kamber'in elinde kendisi de önde gidiyordu. Medine'nin içine girdiklerinde yolun kenarından bir ses geldi. Yoksulun biri elini açmış sızlanıyordu:
    - Ne olur Allah rızası için!... diyordu.
    İşte bu sırada sesi duyan Hazreti Ali (ra) ile arkadan deveyi getiren Kamber arasında şu konuşma geçiyor. Hazreti Ali soruyor:
    - Kamber ne istiyor bu yoksul?
    - Hurma istiyor Efendim!
    - Ver öyleyse!...
    - Hurma çuvalda Efendim!
    - Çuvalla ver öyle ise!...
    - Çuval da devenin üzerinde!...
    - Deveyle ver öyle ise!...
    Emri yerine getiren Kamber der ki:
    - Devenin ipi de benim elimde demekten korktum. Çünkü beni de deveyle birlikte yoksula vermekte tereddüt etmeyebilirdi.

    muhabbetin böylesi

    Muhabbetin Böylesi. . .

    HİCRETİN dördüncü yılıydı. Peygamber Efendimiz on Sahâbîye önemli bir görev verdi. Medine’den uzaktaki bazı kabilelere İslâmiyet’i öğreteceklerdi.
    Kafile birgün yola çıktı. Zeyd ibni Desine ve Hubeyb ibni Adî de aralarındaydı.
    Recî suyu denilen yerde İslâmiyet’in yayılmasını istemeyen 100 kâfir onlara pusu kurdu. Hepsi de çok iyi okçuydu.
    Müthiş bir çarpışma oldu. Sonunda Zeyd ile Hubeyb esir düştü. Diğerlerinin ruhu Cennete uçtu.
    Bu İslâm düşmanları iki esiri Mekke’ye götürdüler.
    Onları Bedir Savaşında ölen yakınlarının intikamını almak isteyenlere sattılar.
    Kâfirler ellerini ve ayaklarını zincire vurdukları Zeyd ile Hubeyb’i ayrı ayrı yerlere hapsettiler.
    Birgün Hubeyb’in elinde bir üzüm salkımı gördüler. Mevsim üzüm mevsimi değildi. Ona üzümü kim vermişti? Şaşıp kaldılar.
    Yine de onları idam etmeye karar verdiler. Ten’im denilen yerde Mekke halkını topladılar.
    Zeyd ile Hubeyb’e:
    “Gelin” dediler. “Dininizden dönün sizi serbest bırakalım.” Ama onlar bu teklifi kabul etmediler.
    İki şehit adayı idam edilmeden önce ikişer rek’ât namaz kıldılar.
    Müşriklerin lideri Ebû Süfyan o günlerde daha Müslüman olmamıştı;
    darağacının altındaki Zeyd’e yaklaştı:
    “ALLAH aşkına söyle Zeyd!” dedi. “Şimdi sen çoluk çocuğunun yanında olsaydın senin yerinde Muhammed bulunsaydı seni idam edeceğimize onu öldürseydik ne iyi olurdu değil mi?”
    Zeyd İbni Desine iman zevkinden yoksun bu adama hayretle ve acıyarak baktı:
    “Sen ne diyorsun?” dedi. “Muhammed aleyhisselâm’ın burada olması şöyle dursun onun şu anda bulunduğu yerde ayağına diken batmasına bile gönlüm razı olmaz.”
    Ebû Süfyan hayretten donakaldı:
    “Ben dünyada Muhammed’in arkadaşlarının onu sevdiği kadar birbirini seven kimse görmedim” dedi.
    Sonra kalkıp Hubeyb’in yanına gitti. Aynı şeyleri ona da söyledi. Ondan da aynı cevabı aldı.
    Hubeyb’i çarmıha gerer gibi kuru bir ağaca bağlamışlardı. Ondan intikam almak isteyenler mızraklarını sıkı sıkı kavrarken Hubeyb’in ağzından şu sözler döküldü:
    “Müslüman olarak öldükten sonra ölüm şeklinin ne önemi var?”

    Hz.Ebubekir misali yaşamak

    HZ. EBU BEKİR MİSALÎ YAŞAMAK…

    Kimi gençler vardır; büyük izler bırakmışlardır ardından. Kendileri göçüp gitse de gitmeye mahkûm olduğumuz dünyadan adları ve sanları bir mıh gibi çakılmıştır yüreklerimize ve beyinlerimize…
    Kimi gençler vardır; hep hayra davet eden ve her hayrın başını çeken… Hal böyle olunca isimleri hep hayırlarla yâd edilen…
    İşte bu gençlerden bir tanesi; Hz. Ebu Bekir (radıyallahu ahu)… Soylu asil zeki ve cömert delikanlı…
    Ne çok tanımak isterdik kendisini. Zira o aklın ve yüreğin hakkını vererek yaşayan hayâ insanıydı. Yeryüzünün İslamiyet’e gebe olduğu dönemlerde bataklığın hüküm sürdüğü belde olan Mekke’de bataklığın yanından bile geçmeyen büyük sahabe…
    İnsanlar o dönemde yaptıkları putlara taparken ve daha sonra yaptıkları putları yeme garipliğinde bulunurken; o belki de güldü geçti bunlara sadece. Meşru görülen kumara içkiye elini bile sürmeyen bir gençti o. Daha İslamiyet gelmeden kapatmıştı kapılarını küçük büyük her günaha…
    Dünya hasret şimdi böyle gençlere. Kendinden emin Allahu Zülcelal’in yasakladığı aklının ve mantığının da kabul etmediği çirkinlikleri elinin tersiyle iten gençlere öylesine muhtacız ki. Onu örnek almaya ve ona benzemeye ne çok ihtiyacımız var.
    Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anhu) cömertliğiyle nam salmıştı Mekke beldesinde. Varını yoğunu hiç düşünmeden Allah yolunda harcamış düşkünlere ihtiyaç sahiplerine her zaman el uzatmıştır. Peki ya bizler bizler de Hz. Ebu Bekirce yaşamaya gayret gösterebiliyor muyuz? Yoksa bizler sadece kendi ihtiyaçlarımızı giderme telaşına mı kapıldık? “Hep bana” diye düşünenlerden mi olduk acaba?...
    Kapımıza gelen ihtiyaç sahibine gönülden vermemiz gerekmez mi bizden olan bir şeyi? Bölmemiz gerekmez mi ekmeğimizi? Tıpkı Hz. Ebu Bekir gibi ki o ekmeğini bölmemiş yeri gelmiş tüm ekmeğini uzatmış karşısındakine. Şimdi biz böyle yapsak kınanırız garipseyen bakışlarla karşı karşıya kalırız.
    Sözüm ona şimdinin çağdaş dünyasında vermenin adı “saflık/delilik” olmuş çünkü. Biriktirmek daha çok biriktirmek ve yalnız başına yemekse “uyanıklık” olmuş. Rabbin hoşuna gitmeyen tavrın adı “uyanıklık” olsa ne yazar!... Önemli olan Allah’ın rızasını kazanabilmek değil midir? Yarın bize fayda verecek olan paylaştıklarımızdır biriktirip öte tarafa götüremediklerimiz değil!

    Evet masum gençlik böyle uyutuluyor işte. Paylaşma duygusundan uzaklaştırılmaya merhametsizliğe yöneltiliyoruz. Paylaşma duygusu körelmiş durumda bencillik had safhada. Kendi öz kardeşimize bile elimizi uzatmayacak durumlara geldik getirildik.
    Açlıkla cebelleşen komşumuzdan ya da uzak diyardaki Müslüman kardeşlerimizden bihaberiz. Mümin olmak böyle miydi? Hz. Ebu Bekir böyle mi yapmıştı? Yarın onun arkasında yer almak istemez miyiz cömertliğimizle. O zaman gelin bir adım atalım cömert olabilmek için. Hz. Ebu Bekir’ce yaşayabilmek için…
    Paylaşmak Allah için infakta bulunmak insan ruhunu olgunlaştırır ve mutlu eder. Gelin deneyelim bunu bir gün; kimseler bilmeden görmeden sadece Allah rızası için bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacını giderelim. Ruhumuzun kanatlandığını hissetmek çok uzun sürmeyecektir eminim. Hem Allah’ı sevindirecek hem de karşımızdaki insanın ebediyete uzanan dualarına gark olacağız.
    Hangi şey böylesi bir mutluluğun yerini alabilir ki?...
    Deneyelim göreceğiz…

    ZEYNEP YETER ARSLAN

    Hz.Ebu Saıd El Hudrı(ra)







    HZ. EBU SAİD ELHUDRİ (RADIYALLAHU ANHU)


    Seçkin Hadis Râvisi


    Ashabı Kiram’ın fakihlerinden biri... Sa’d b. Mâlik b. Sinan b. Ubeyd Adiyy b. Neccâr kabilesindendir. Babası Medine’de İslâm tebliğe başlandığında Müslüman olmuş Ebû Said radıyallahu anhu Müslüman bir ailede dünyaya gelmiştir.

    Ebû Said el-Hudrî Resulullah’ın hadislerinden binden fazla rivayet eden Ebû Hureyre Abdullah b. Ömer Enes b. Mâlik Ümmü’l-Müminin Âişe Abdullah b. Abbâs Cabir b. Abdillah el-Ensârı ile birlikte “Muksirun” adı verilen sahabelerden biridir.

    Bu yedi sahabe 16000’den fazla hadis rivayet etmiştir. Ebû Saîd el-Hudrî bin yüz yetmiş hadis rivayet etmiştir. Bunlardan 43 tanesi Buhari ve Müslim’de 26’sı yalnız Buhari’de 52’si yalnız Müslim’de diğerleri öteki hadis kitaplarında bulunmaktadır. (1)

    Ebû Saîd Medine’de Mescid-i Nebevî’nin inşasına katılmış Bedir gazasında küçük olduğundan bulunamamış on üç yaşında Uhud gazasına babası ile katılmış ve bu savaşta babası Mâlik şehit olmuştur.

    İşimiz o kadar yoluna girdi ki…

    Babasının ölümünden sonra ailesinin geçimi ona kalmış ve önceleri açlık çekmiş karnına taş bağlamıştır. Ailenin kadınları “Kalk da Resulullah’a git ondan bir şey iste herkes istiyor!” dediklerinde önce gitmemiş sonra Resulullah’ın huzuruna gittiğinde onun şu hutbeyi irad ettiğini görmüştür: “İstiğna gösteren ve iffeti muhafaza eden insanları Cenabı Hak âlemden müstağni (ihtiyaçsız) kılar.”

    Bu sözü duyduktan sonra bir şey istemeye cesaret edemeden dönmüştür. Bunun sonrasını kendisi şöyle anlatır: “Resûli Ekrem’den bir şey dilemeyerek döndüğüm halde Cenâbı Hak bize rızkımızı gönderdi. İşimiz o kadar yoluna girdi ki Ensar içinde bizden daha zengin bir kimse yoktu…” (2)

    Ebû Said Benû Mustalik ve Hendek gazalarına da katılmış seferlere çıkmıştır. Hudeybiye Hayber Mekke’nin fethi Huneyn Tebük gazalarında bulunmuştur. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin on iki gazasında yer almıştır.(3)

    Hz. Ömer ve Osman devirlerinde Medine’de fetva vermiş Hz. Ali devrinde Nehrevan savaşında bulunmuştur (Allah hepsinden razı olsun).

    İlk haricî fitnesi!

    Haricilere ilişkin şu rivayeti vardır: “Bir gün Resulullah bir şeyleri taksim ederken bir adam geldi ve ona:

    — Ya Resûlallah adalet üzere hareket et dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem;

    — Ben adalet etmezsem kim eder? Buyurdu. Hz. Ömer adamın kellesini uçurmak istedi. Resulullah buyurdu ki:

    — Hayır bırak! Onun öyle arkadaşları olacak ki onlar sizin namazlarınızı oruçlarınızı beğenmeyecek fakat onlar bir ok yayından nasıl çıkarsa dinden öyle çıkacaklar. Bunların içinde öyle bir adam bulunacak ki memelerinden biri kadın memesi gibidir. Bunlar insanlar bir fetret içinde iken zuhur edeceklerdir.

    Ve o sırada bu adam hakkında şu ayet nazil oldu: “İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse hemen kızarlar.

    Eğer onlar Allah ve Resûlünün kendilerine verdiğine razı olup “Bize Allah yeter. Lütuf ve ihsanıyla Allah ve Resulü ileride bize yine verir. Biz yalnız Allah’a rağbet eder (onun ihsanını ister)iz” deselerdi kendileri için daha hayırlı olurdu.” (Tevbe; 58-59.)


    Ebû Said bu hadisi naklettikten sonra şöyle demiştir: “Şehadet ederim ki Resuli Ekrem bu sözleri söylemiş yine şehadet ederim ki bu adamı Hz. Ali katletmişti. Bu adam teşhis olunurken vaka yerinde bulundum onun Resuli Ekrem’in tarif ettiği gibi olduğunu gördüm.”



    Resulullah’tan duymadığımı nakledemem!

    Ebû Saîd’in rivayetlerini nakledenler arasında Zeyd b. Sabit Abdullah b. Abbas Enes b. Mâlik İbn Ömer Ebû Katade Ebû Tufayl Saîd b. El-Müseyyeb Tarık b. Şihâb Ata Mücâhid de bulunmaktadır.

    Talebelerinden Kuz’a Ebû Saîd’e Resûlullah’ın namaz kılma şeklini sorduğunda şöyle demiştir: “Resûli Ekrem öğle namazına durdukları zaman birimiz kalkar Baki’ye gider ne işi varsa görür ondan sonra evine gelir abdestini tazeler sonra mescide döner Resuli Ekrem’i birinci rekâtta bulurdu” (4)

    Ebû Said’e
    — Siz bu hadisi bizzat Resuli Ekrem’den mi duydunuz? Diye soran Kuza’ya o şöyle cevap verir:
    — Ben Resûli Ekrem sallallahu aleyhi vesellemden duymadığım şeyi nasıl naklederim? Evet bizzat Resûli Ekrem’den duydum…

    Medine valisi Mervân’ın bir gün bayram namazında namazdan evvel hutbe okumasına cemaatten biri “Sünnete muhalefet ediyorsun!” diye karşı çıkmış Ebû Said de şöyle demiştir:
    — Bu zat vazifesini ifa etmiştir. Resûli Ekrem Efendimizden duydum: “İçinizden biri bir kötülüğü görür ve onu eliyle yok edebilirse hemen onu yok etsin; eliyle yok edemezse diliyle yok etsin o da olmazsa kalbi ile yapsın. Bu da imanın en zayıfıdır.” (5)

    Ebû Saîd Resûlullah’tan her duyduğunu her zaman rivayet etmemiş ihtiyaç duyduğu zamanlarda sünnetin yanlış uygulandığını gördüğünde hadis rivayet etmiştir. O yoksullara öksüzlere yardım etmiş onları evine alarak barındırmış ve terbiye etmiştir. Leys Süleyman b. Amr bunlardandır.

    Ebû Said H. 74 yılında seksen bir yaşında vefat etmiştir. Ashabın fakih ve âlimlerinden olan Ebû Said’in Abdurrahman Hamza ve Saîd adında üç çocuğu olmuştur.

    Dipnotlar: 1- Ahmed Naim Sahîhi Buhârî Muhtasarı Tecridi Sarih Tercüme ve Şerhi I 26 Mukaddime. 2- Ahmed b. Hanbel Müsned III 449. 3- Sahîhi Buhâri II 251 3- Sahîhi Buhâri II 251. 4- Ahmed b. Hanbel a.g.e. 111 35. 5- Ahmed b. Hanbel a.g.e. III 10.

    ABDULLAH KARA - DR. ELİF HİLAL KARA

     





    gözyaşlarını yüzüne sürerdi

    Gözyaşlarını Yüzüne Sürerdi...

    Avn bin Abdullah birgün hem ağlıyorhem de akan gözyaşlarını yüzüne sürüyordu.
    Kendisine soruldu : " Gözyaşlarını niçin silmiyor yüzüne sürüyorsun? "
    Buyurdu ki : İnsanın Allah korkusuyla akan gözyaşları bedeninden bir yere değerse Allah orasını cehenneme haram kılar ve yakmaz."



    Efendimiz (SAV) Hadis-i Şeriflerinde şu şekilde buyurmuşlardır.
    "ALLAH ı anarken ALLAH korkusu ile gözünden yaş akana kıyamette azap olmaz." [Hakim]
    "ALLAH korkusu ile ağlayan göze Cehennem ateşinin dokunması haramdır" [Nesai]
    "Kıyamette herkes ağlayıp gözyaşı dökecektir. Ancak dünyada ALLAH korkusu ile bir damlacık gözyaşı dökenler ağlamayacaktır." [İsfehani]
    "ALLAH korkusu ile gözünden yaş akan mümini Hak teâlâ ateşten koruduğu gibi ateşi de onun nurundan korur." [İbni Mace]
    "ALLAH için gözlerinden yaş akan müminin vücudunun Cehennem ateşinde yanması haramdır. Bir damla gözyaşı ile yanağı ıslanan kimsenin yüzü hiçbir zaman darlığa düşmez. Kıyamette her şey ölçülür tartılır. Bunlardan ALLAH korkusu ile akan gözyaşı ateş deryasını söndürecek güçtedir.'' [Beyheki]
    ''ALLAHü teâlânın himayesinden başka hiçbir himayenin bulunmadığı kıyamette himayesine aldığı yedi kimseden biri de yalnız iken ALLAH'ı anıp gözünden yaş akan kimsedir.''[Buhari)
    ''Her mümin dağlar kadar günah ile mescidimizde bulunsa ağlayan şu kişinin hürmetine oradakilerin hepsinin günahları affolur. Çünkü melekler "Ya Rabbi ağlayanları ağlamayanlara şefaatçi kıl!" derler. [Beyheki]
    Rabbim c.c cehennem ateşinden koruyacak gözyaşları nasip etsin...inşallah

    ey gözyaşı...





    Ey Gözyaşı , Mademki, Gözümün Kapısından Çıktın, Gidiyorsun, Bari Sevgilinin Kapısına Git de, Başını onun Eşiğine Koy..."
      Hz.Mevlana

    visalimi istıyorum....





    Seni düsunuyorum.


    Gecenin o büyülü saatlerinde pencereden sızan ay ışığının her bir cilvesinde sen'i düşünüyorum.
    Yüreğim hasretleyanıyor; bir gariplik hissediyorum içim içime sığmıyor can kafesten uçmak istiyor.
    Yediğim ekmekde içtiğim suda kokladığım gülde ziyanın pırıltısında yağmur damlasında kar taneciklerinde sen'i düşünüyorum.
    Güneşin her sabah doğuşunda akşamları her batışında sen'i düşünüyorum ; aşkın kalbimi titretiyor.
    Yürüdüğüm yollarda konuştuğum insanlarda ikliminde uçuşan altın kanatlı kuşlarda hep sanatını görüyorum... Rahmetine sığınıyorum...
    Rahmetin; hem hazanı hem kışı hem baharı hem yazı hem arzı hem semayı kucaklıyor ikliminde fani olmak ebediyetlere yelken açmak istiyorum.
    Bazen bir gülün kokusunda bir güle bakışımda dokunuşumda habibini (sav) görüyorum. çiçekler ötelerden o'nun kokusunu getiriyor. Kuşlar haber veriyor; "aşık maşukunu arıyor." diye; semtinde geziyor ruhum belki görürüm diye. Gözlerim sevgili'nin yolunu ümit dolu bir intizarla bekliyor. O'nun ışığı ruhuma doluyor...
    ey biçarelerin çaresi yolda kalmışların gariplerin kimsesizlerin yardımcısı...
    Ey mabud-u mutlak!
    ümitle kapına geldim; girmeme izin verirmisin?
    Kirpiklerimi yıkayan gözyaşlarım ıslak seccadem seherlerde semaya açılan avuçlarım şahittir yalan değil bu sevdam!
    ürperen kalbim titreyen bedenim vucudumun bütün zerreleri şahittir sen'den başkasına yönelmedim.
    Bir tomurcuğun şehbal açması gibi  ya fettah  şu kalbide sana aç aç ki kurtuluşa ereyim!
    Erit beni bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım yüce nebii gibi sana dilbeste olmuş dostların gibi...
    Kokuşmuşluktan usandım şu gurbetlikten bunaldım...
    Hasretine artık dayanamıyorum dizlerimde derman gözlerimde yaş kalmadı. Ruhum ab-ı hayat istiyor adımı çağıran bir ses çekim alanıma girsin içime hasretinin sancısını söndüren bir damla düşsün...
    Garibim acizim biçareyim gitmek istiyorum ...
    Gözlerimde yaş,dilimde kelime-i münciye-i mübareke ile  ile sana gelmeyi arzu ediyorum.
    visalimi istiyorum...
    Bizi sensiz bırakma allah'ım!
    Amin

    senin gerçek maşukun kimdir?



    Hakiki maŞukun sureti şekli yoktur.
    Sevilenonun manasıdır.

    İster bu dünyaya ait aŞk olsun ister o dünyaya
    yani mana alemine ait aŞk olsun bu böyledir.

    Eğer sen sevgilinin sadece bedenini seviyorsan
    eger şekle surete aŞıksan

    bir güzelin ruhu bedeninden ayrılınca neden onu bırakıyorsun?

    Neden onu götürüp gömüyorsun?

    Bir ölünün bedenin şekli sureti yerindedir.

    Senin ona karşı duyduğun soğukluk bu vazgeçiş nedendir?

    Ey aŞık iyice ara senin gerçek maŞukun kimdir?