31 Ağustos 2012 Cuma

Biliniz ki Allah kişi le kalbi arasına girer.


وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ

va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî
(Enfal-24)
Biliniz ki,Allah kişi ile kalbi arasına girer.

Yani bilmelisiniz ki ,kullarının kalplerini  bilen Allah kendi ferdi ve şahsi kimliğine bürünmüş kişi ile ,onun içerisine sığdığı kalbi arasına girer .O öyle bir hakikattir ki ,mutlak ve mukayyet olmaktan münezzeh ,ihata edilmekten perdelemelerle sınırlandırmadan müberradır.Kalbi ile arasındaki perdeler devam ettiği sürece kişi kendisini ebedi hayatta fani olmaya götürecek sevgi kokusunu koklayamaz.Allah sevgisi ve velayet kapılarının açılması ihlas ,teslm ,tevfiz,tevekkül,tebettül ve başkalarını kesinlikle yok eden tevhid  ile olur.
Seyyid Abdulkadir Geylani (ks)Külliyatı
Enfal  suresi s.222

güler yüz ve tatlı dil

Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz.
Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız!
Hadis-i Şerif, Hakim


cumanız mubarek olsun.


30 Ağustos 2012 Perşembe

Abdulkadir Geylani(ks)Besmele duası



Allahümme inni es’elüke bi hakkı bismillahir rahmanir rahim,
ve bi hurmeti bismillahir rahmanir rahim,
ve bi fadlı bismillahir rahmanir rahim,
ve bi azameti bismillahir rahmanir rahim,
ve bi celali bismillahir rahmanir rahim,
ve bi cemali bismillahir rahmanir rahim,
ve bi kemali bismillahir rahmanir rahim,
ve bi heybeti bismillahir rahmanir rahim,
ve bi menzileti bismillahir rahmanir rahim,
ve bi meleküti bismillahir rahmanir rahim,
ve bi ceberuti bismillahir rahmanir rahim,
ve bi kibriyai bismillahir rahmanir rahim,
ve bi senai bismillahir rahmanir rahim,
ve bi behai bismillahir rahmanir rahim,
ve bi kerameti bismillahir rahmanir rahim,
ve bi sültani bismillahir rahmanir rahim,
ve bi beraketi bismillahir rahmanir rahim,
ve bi ızzeti bismillahir rahmanir rahim,
ve bi kuvveti bismillahir rahmanir rahim,
ve bi kudreti bismillahir rahmanir rahim,
irfa kadri veşrah sadri ve yessir emri,
verzukni min haysü la yahtesibu,
bi fadlike ve keramike ya men hüve kef ha ya ayn sad ha mim ayn sin kaf ve es’elüke bi celalil ızzeti ve celalil heybeti ve ceberutil azameti en tecaleni min ıbadıkes salihıyn ,ellezine la havfün aleyhim ve la hüm yahzenün bi rahmetike ya erhamer rahımiyn,ve en tusalliye ala seyyidina muhammedin ve ala ali seyyidina muhammedin vef’al li(Bu kısımdan sonra hacetimiz söyleyebiliriz.)

Abdulkadir Geylani Besmele Duası, Açıklama;
Bu dua daha önce de belirttiğimiz gibi Abdulkadir Geylani’ye ait. Bu duayı okuyanların, ruhani alemde evliyaların divanına kaydolduğu rivayet edilir. Aktarılan okuma şekli ise şu şekilde;
Seher vakti kalkılır, 786 defa besmele çekilir. Ardından Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya(s.a.v) 133 defa salat-u selam getirilir ve bunun ardından dua okunur. Allah (c.c) dua nimetinden faydalanan kullarından eylesin bizleri…



Hz.Davud(as)Ve Zırhı


Davud (a.s) geceleri kimsenin kendisini tanıyamayacağı bir kıyafetle dışarı çıkar; karşılaştığı insanlardan Davud’un durumunu sorardı. Bir gece Cebrail (a.s) insan şekline bürünerek ona yaklaştı, Davud (a.s):
- Davud hakkında ne düşünüyorsun? diye sordu. Cebrail (a.s):
- Davud güzel bir kuldur fakat, kendi çalışmasından ve elinin emeğinden yemeyip devlet hazinesinden yiyor” dedi. Davud (a.s) ağlayarak geri döndü ve Rabbine şöyle yalvardı:
- Ey Rabbim! Bana, kendi el emeğimle karnımı doyuracağım bir şey öğret. Bunun üzerine Allah (c.c) ona zırh yapma sanatını öğretti.

Mevlana'nın Şems'e Son Mektubundan


Güller Şems diye açmıyorsa, gülün kokusunu neyleyeyim. Ayrılığı ağlatamayan gecenin karanlığını neyleyeyim… Şemssiz sofranın balını böreğini neyleyeyim. Beni kavurmayan acıyı neyleyeyim… Gözümü yakmayan gözyaşını neyleyeyim. Karanlığıma Şems olamayan yâri neyleyeyim, canını yoluma post eylemeyen dostu neyleyeyim. Şems gibi bakmayan gözü neyleyeyim. Yârenin yüreğine merhem olmayan sözü neyleyeyim. Kır kalemimi ey felek! Şems yoksa ne diye devran edersin âlemde. Zerrede âlemi, âlemde aşkı yaşamayan Âdem’i neyleyim

üç nokta aşktır...

Üç nokta aşktır…
Her nokta gizli bir Ahtır …
Seviyorum deyip haykıramamaktır…
Boğazda düğümlenen iki çift sözdür…
Dilin lal, gönlün melal olduğu andır…
Gözlerden süzülmeyen iki damla gözyaşıdır…
Hissedilen fakat bir türlü yazılamayandır…
Kelimelerin kifayetsiz kaldığı andır…
Üç nokta; bitmeyendir bitemeyendir…
Mevlana


gönül ehlinin ilimleri


Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür.
Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim; insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim yükten ibarettir.
Hz. Mevlana Celaleddin-i rumi (k.s.) / MESNEVİ I,3446-3447

Sen çeşmeyi gönlünde ara

Tahsil ile elde edilen akıl, ırmaklara benzer o, şuradan buradan çıkar, evlere gider.
Yolu kapandı mı çaresiz kalır, akmaz! SEN, ÇEŞMEYİ GÖNLÜNDE ARA.
Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi (k.s.) MESNEVİ IV, 1967-1968


29 Ağustos 2012 Çarşamba

kalbimin kırıkları...

Alçı tutmuyor kalbimin kırıkları...


el intizar eşeddü min'en nar!

Ben diyorum ki; Vuslâtı beklerim yâr... Aşk diyor ki; El intizar eşeddü min'en nâr!
 ( Beklemek Ateşten Şiddetlidir)
 

habibullaha yar olmak

Ben derdimi ateşlere attım da
Sinemin yaralarından öyle bezdim de,
Sabır tesbihini yine de yüreğime dizdim.

Yaradan ile Yar olmak için,
Dizinin dibine geldim ya Habiballah!
...

Hakkın yolunu senin yanında,
Kurtuluşu sünnetinle diye duydum da;
Uğruna ömrümü feda etmeye,
Seni aramaya geldim ya Habiballah.

Bu kapıda bir dilencilik olsun bulmaya,
Hakk’ın yolunda fani dünyadan kaybolmaya geldim.
Baki saadetin tılsımlı kilidini açmak için Bismillah deyip,
Senin ümmetin içinde bir aşık da ben olmaya geldim.

Medine çöllerinde hasretinle yollarla düşüp
Gül kokundan bir nefes de ben almaya geldim!..

n'ideydim...



N'ideydim âlemi, âlemde hayrânın olaydım yâr,
N'ideydim âdemi, âdemde kurbânın olaydım yâr.

N'ideydim hûr u gılmânı, n'ideydim bâğ-ı Rıdvân'ı,
N'ideydim başka seyrânı, sana seyrân olaydım yâr.

...N'ideydim devlet-i câhı, n'ideydim izzet-i şâhı,
N'ideydim mihr ile mâhı, sana mihmân olaydım yâr.

N'ideydim yâr u ağyârı, n'ideydim bülbül- i zârı,
N'ideydim gül ü gülzâr ı, sana giryân olaydım yâr.

N'ideydim yârın olsaydım, n'ideydim varın olsaydım,
N'ideydim zârın olsaydım, sana nâlân olaydım yâr.

N'ideydim zülf-ü leylâyı, n'ideydim çeşmi şehlâyı,
N'ideydim başka sevdâyı, sana sûzân olaydım yâr.

N'ideydim şânına layık, Hulûsi'n olmasa âşık,
N'ideydim olmayı ayık, sana mestân olaydım yâr…

Osman Hulûsi Efendi


ayne'l yakin

Gönüllerini cilâlamış olanlar,
Renkten, kokudan kurtulmuşlardır.
Her nefeste, kolayca bir güzellik görürler.
Onlar, ilmin kabuğundaki nakışı bırakmışlar;
Ayne’l-yakîn bayrağını açmışlardır.
Hz. Mevlânâ

hasbiyallah...

Yüreğimde derine düşen bir ağrı

Dedi bulamadım, gördün mü sabrı

Dedim, sus deme eyvah, işitir Allah…

...
Bilmez misin,

Kul bir O’nun rahmeti ile olur iflah..

Dedi, şu dünya ne garip handır

Dedim, vallahi imtihandır..

Dedi, yanarım ne zamandır; bir inşirah, bir inşirah!..

Dedim ateşe bir tek çare bilirim:

Ol, Halil gibi, etme bir ah..

Gir ateşe, de Hasbiyallah!…

Hasbiyallah!..

zambaklar en ıssız yerlerde açar


Zambaklar en ıssız yerlerde açar!
Yüzün Hakk’a dönmeden ihsanı arzularsın…


Zamanı gelmeden çiçek açmaz meyve olgunlaşmaz. Yüce Rabbimiz her şeyin kemâle ermesini belli sebeplere belli bir zamana bağlamıştır.

İnsan için de durum aynı. Özünde hayvanî duygularla melekiyyet özelliklerini taşıyan insan birini terk etmeden diğerini kazanamaz. Allah dostlarından Niyazi-i Mısrî bu düşünceleri şiirinde şöyle anlatıyor.



Nâdânı terk etmeden yarânı arzularsın
Hayvanı sen geçmeden insanı arzularsın


Cahilleri terk etmeden gerçek dostlara kavuşmayı istiyor hayvanî duygulardan vazgeçmeden insanî değerleri arzuluyorsun. Bu mümkün mü?


Men arafe nefsehu fekat arefe Rebbehu
Nefsini sen bilmeden Sübhanı arzularsın.


“Nefsini bilen Rabbini bilir” buyuruyor Sevgili Peygamberimiz (s.a.v). Kendini bilmek niçin yaratıldığının şuuruna ermek kâniatın yaratılışındaki sır ve hikmetleri Cenâb-ı Hakkın azamet ve kudretini idrak edebilmek... İşte Sübhan olan Allah’a giden yol...

Yüce bir davanın manevi yükünü omuzlayabilmek için kemâlât lazım.

Ehlullahtan Yusuf b. Hüseyin İsm-i âzam duasını öğrenebilmek için Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin hizmetine girmiş. Bir sene iki sene üç sene dört sene... Zünnûn bir türlü ismi azâm duasını öğretmiyor. Yusuf bin Hüseyin iyice daralmış. Beşinci senenin sonunda Zünnûn eline bir kutu vererek Yusuf’a “Bu emaneti Nil nehrini geçerek filan zâta götür” demiş. Nil’i geçerken kutunun içinde birtakım hareketler duymuş. Merakla paketi açınca içindeki fare kaçmış. Boş paketi götürdüğü zât şöyle demiş: Yâ evlâdım. Sen daha bir fareyi muhafaza edemiyorsun İsm-i âzam emanetini nasıl taşıyacaksın.

Sen bu evin kapısın henüz bulup açmadan
İçindeki kenz-i bigâyânı arzularsın.

Kalp arşullahtır Rahmanın sonsuz hazinesidir. Oraya girmeden gönlün derinliklerine inmeden gönül ehillerinin manevî iklimine dahil olmadan o hazineye ulaşabilmek mümkün mü?


Taşna üfürmek ile yalazlanır mı ocak
Yüzün Hakka dönmeden ihsanı arzularsın


Başka yöne üflemekle ocaktaki ateş alevlenir mi? Yüzünü Hakka dönüp o yolda gayret sarfetmeden ihsan mertebesine ulaşılabilir mi?

Vusulsüzlük usülsüzlüktendir. Her işte başarı uygulanan usül ve metodun doğruluğuna bağlı. Testiyi çeşmenin tam altına koymadan dolduramazsın.



Çeşmelerde bardağın
Doldurmadan kor isen
Bin yanında durusa
Kendi dolası değil



Dağlar gibi kuşatmış benlik günahı seni
Günahın bilmeden gufranı arzularsın


Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v) “Kişinin kendini beğenmesi ona günah olarak yeter” buyuruyor. Benlik duygusu birçok kötü huyların kaynağı Allah’la kul arasındaki en büyük engel.

Allah’ın rahmetine giden yol insanın kusurunu bilmesinden tevbeden acziyetini idrak etmekten tevazudan geçiyor.


Cevizin yeşil kabını yemekle tat bulunmaz
Zahir ile ey fakih Kur’an’ı arzularsın


İslam insanların şekline dışına değiline özüne gönlüne önem verir. Kabukta şekilde kalmak işin derinliğine özüne sırrına ermemek bizi yolda koyar.

Kur’an evimizin duvarını süslemek için değilruhumuzu süslemek için dünya ve ahiret hayatımızı mesûd kılmak için gelmiştir. O’nu okumak huzur ve huşû ile okumak O’nu anlamak hayatımızda yaşamaktır asıl olan...

“Evliyadan Habib-i Acemî ümmî idi. Kur’an okumasını bilmiyordu. Böyleyken yanında Kur’an okunduğu zaman gözlerinden iplik iplik yaş dökülüyordu. Sordular:

— Sen Arapça bilmediğin ve zâhiri mânâsını anlamadığın halde Kur’an dinlerken ağlamana sebep ne?

— Lisanım anlamıyor amma dedi; kalbim anlıyor.”

Gurbet ayrılık belâ ve sıkıntılar insanın olgunlaşmasına vesiledir. Efendimiz (s.a.v) ve ashabın hayatını incelediğimiz zaman bunun en canlı örneklerini görürüz. İşkence zulüm ayrılıkrbet... Ancak çekilen bu çileler onları yeryüzünün yıldızları yapmış örnek bir nesil haline getirmiştir.


Başsız kabak gibi bir tekerleme söz ile
Yunus’leyin Niyazî irfanı arzularsın


Niyazi-î Mısrî hazretleri tevazuan kuru söz ve taklitle marifet denilen Allah’ı tanıma ilmine ulaşılamayacağını ifade ediyor.

“Sırr-ı Sakatî (k.s) şöyle buyuruyor:

— Marifet kuş gibi yukarıdan aşağıya doğru iner ve daima utanç hayâ sahibi gönülleri arar ve onlara konar.”



Abdullah Yolcu

işte onlar toprağımın çocukları

HANi KÖYLERDE…
MASUM VE GULEC YUZLU COCUKLAR GORURUZ YA…..…

HANI FAZLA RENKLI VE AFILLI OYUNCAKLARI OLMAYAN…
ZAMANLARINI BILGISAYAR BASINDA GECIRMEYEN…..
OYUNLARINI NETTE OYNAMAYAN….
ARKADASLIKLARI SANAL…..
KIYAFETLERI VE AYAKKABILARI MARKALI OLMAYAN..
VE YASAMLARI BIR KAC METRE KARE ICINE SIKISIP KALMAYAN..
KORKUSUZCA…DALDAN DALA ZIPLARKEN…
YAGMURLA ISLANAN..
RUZGARLA YARIS YAPAN..
CAMURA TAHTAYA BILE SEKIL VEREN…
TOPRAGIN OZGUR “O” COCUKLARI VARDIRYA…….
HANI SIZ ONLARLA BI YERLERDE KARSILASTIGINIZ ZAMAN….
BELKI DE DAHA IYILERINE LAYIK OLDUKLARINI BILDIGINIZDEN OLSA GEREK..
GORDUGUNUZ HALLERINE UZULURSUNUZ.. IÇiNIZ ACIR…
*
FAKAT UNUTMAYIN…!
ONLAR….!
BIR COK INSANIN …”KESKE ” DIYE…
AH CEKTIGI “ ZAMANA” INAT….
BUYUK VE OZGUR KENTLERDE…
BIR MAHKUM GIBI DORT DUVAR ARASINA SIKISIP KALMIS…
HERSEYI KURALLI VE YAPAY YASAYAN…
VE ARTIK COCUKLUK ANILARI BIRIKTIRMEKTE DAHI..
YOKSUL DURUMA DUSEN….
BIR COK KENTLI COCUKTAN….
DAHA SANSLI VE ZENGIN OLABILIRLER….
CUNKU O COCUKLAR…
MODERN ZAMANA VE YASAMA INAT…
KUCUK SEYLERDEN
BUYUK MUTLULUKLAR URETIRLER..
MESELA ONLAR HALA EVCILIK OYNAR….
SISE KAPAKLARINDAN OYUNLAR KURAR…
SAPAN ILE KUS KOVALARLAR…..
MESELA HALA LASTIK TOPLA MAHALLE MACI OYNAR…
KISIN NAYLON PARCASINI KIZAK….
YAZIN YAPRAKLARDAN KAYIKLAR YAPARLAR…
INCE FIDAN DALLARINI BUKUP
CEMBER SEKLI VEREREK DIREKSIYON YAPAR…
SONRA DA KOY YOLLARINDA KOSTURURKEN ..
BiR TEK DIREKSIYONU OLAN EN FIYAKALI ARABA OLURLAR..
BELKI OYLE BILGISAYARDA YARIS OYUNLARI FELAN BILMEZLER…
AMA BULDUKLARI UZUN BIR CUBUGU BACAK ARASINA ALIP…
KENDI ARALARINDA AT YARISI YAPARLAR…..
SIZ HIC ARABA TEKERLERINI IKI CUBUKLA CEVIRDINIZMI…?
ONLAR BUNU BECERIR VE CEVIRIRLER…..
HIC ARABA IC LASTIGINI SISIRIP USTUNDE YUZDUNUZMU…
ISTE ONLAR ZEVKLE YUZERLER….
AGAC YAPRAKLARINDAN SAPKALAR…SEPETLER….
PAPATYADAN KOLYELER TACLAR YAPARLAR….
MEYVEYI DALINDAN…
SEBZEYI TARLASINDAN YERLER…
OYLE ONDAN BUNDAN TiKSiNMEZ…
TOPRAGIN USTUNE PARMAK UCLARI ILE DEGIL…
GEREKIRSE CIPLAK AYAK BASARAK YURURLER…
BELKI OLTALARI YOKTUR AMA..
LASTIK AYAKKABILARI ILE BILE BALIK TUTABILIRLER…
ESSEKLERI.. KECILERI..INEKLERI KOSTURUR….
KOYUNLARLA ..KUZULARLA OYNASIRLAR….
YUZMEYI DE “YASAM” GIBI…
AKARSULARDA OGRENIRLER….
YOGURDUN YANINDAKI BULGUR PILAVI…
GUZINENIN FIRININDA PISEN PATATES….
TARLADAN KACIRIP KOZDE PISIRDIKLERI MISIR…..
KUMESTEN ASIRDIKLARI YUMURTA….
UZERINE TEREYAGI SURULMUS…
SICACIK TANDIR-GUZINE EKMEGI…
ONLAR ICIN EN MESHUR FASTFOOD DAN DAHA DEGERLIDIR..
MESELA KÜLÜSTÜR BIR KAMYONA BINMENIN ZEVKINI…
EN FIYAKALI ARABAYA BINMEYE DEGISMEZLER….
HATTA KIMSELERE YAKALANMADAN…
BAHCELERDEN MEYVE KACIRMAK..
SINCAP GIBI AGACTAN AGACA..
DERELERDE TASTAN TASA ATLAMAK..
BIRDE KÖYÜN YASLI HUYSUZLARINI KIZDIRMAK..
EN HEYECANLI EGLENCELERIDIR….
HATTA ONLAR CUBUKLA BIRLESTIRDIKLARI ELMALARDAN ARABA..
KABAKLARDAN AT BILE YAPABILIRLER…
HELE CEVIZLERIN ICINDEN BIR DE IP GECIRDILERSE…
DEGMEYIN KEYIFLERINE…..
MESELA ONLAR 2 CM KALMIS KURSUN KALEMI..
TUKENMEZ KALEMIN KAPAGI ILE UZATIP BIRAZ DAHA KULLANABILIRLER…
BELKI SILGILERI IKI PARMAK ARASINDA...
NOHUT TANESI GIBI MiNiCiK KALIR….
AMA ONLAR ICIN “O MiNiK SiLGi” EN KIYMETLI HAZiNEDiR…..
KENDI ARALARINDA…
KENDILERI GIBI OLAN COCUKLARLA BIRLIKTE OLDUKLARI SURECE….
KALEMLERINDEN SILGILERINDEN..
DELINMIS LASTIK(LASTIK) AYAKKABILARINDAN….
KOLLARI ASINMIS KAZAKLARINDAN…
BELLERINDEKI KEMERDEN VEYA LASTIK BAGDAN..
UZERLERINDEKI KIYAFETTEN…
YAMALI ELBISEDEN….
PACASI BIR KARIS KISA PANTOLONDAN…
BILE ASLA UTANMAZLAR !
*
TAKI SEN ONLARIN KARSISINA..
EN MODERN VE EN SUSLU HALINLE CIKANA…
VE ONLAR ICIN NORMAL OLAN HERSEYE…
ANORMALMIS GIBI BAKANA KADAR..
HELE BIRDE GOZ UCU ILE SUZMEYE BASLADINIZ ISE…
ISTE O ZAMAN ETRAFLARINI CEVRELEYEN…
TUM SIHIR BOZULUR...
KABUKLARINA CEKILIRLER….!!!!
SANKI BIRAZ DA MAHCUP GIBI UTANIRLAR….
CUNKU “ONLAR”SIZI GORENE KADAR…
SIZIN FARKIDA OLDUKLARINIZIN …
FARKINDA DEGILDIR …….
CUNKU ONLARA YOKLUGUN EZIKLIGI DEGIL…
SUKUR OGRETILIR…
OGRETILIR KI………….
YERDE BULDUKLARI KURU EKMEK PARCASINI…
OPUP ALINLARINA GOTURECEK KADAR MINNETTAR….
YIYECEKLERI HAYVANLARLA BILE PAYLASACAK KADAR COMERTIRLER
VE HERSEYE RAGMEN KIT KANAAT GECINSELERDE..
ETRAFLARINA GULUCUKLER SACMAKTAN ASLA VAZGECMEZLER……
YANI ONLAR ICIN ELLERI CATLAK….
YUZLERI YANIK OLMUS ..HIC FARK ETMEZ….
SIHIRI BOZULMAMIS DUNYALARINDA…
DOGA ILE KOYUN KOYUNA..
SIZIN SANDIGINIZIN AKSINE…
MUTLU VE UMUTLUDURLAR…
*
VE KIMBILIR BELKI “BIR GUN”…
O MINIK YUREKLERIN….
BULUTLARA FISILDADIKLARI....
UCAN KUSLARIN KANATLARINA TAKTIKLARI.…
YUKSEK DAGLARIN ARDINA SAKLI SANILAN…
TUM HAYALLER GERCEK OLUR….
VE…………………….
O YUKSEK DAGLARI ASIP…
KOCAMAN BIRER YETISKIN OLDUKLARINDA….….
BELKIDE OKUYARAK BIR YERLERE GELDIKLERINDE…..
EMINIM HER BIRININ…..
TEBESSUMLE VE DE GURURLA ANLATACAKLARI ..
COCUKLUK AN(I)LARI OLACAKTIR………
CUNKU O COCUKLAR ….
KUCUK SEYLERDEN BUYUK MUTLULUKLAR URETEN…
“YASADIKLARI” ILE GELECEGE YATIRIM YAPAN……..
KÖY COCUKLARI….
KÖYÜ(MU)N….
TOPRAGI(MI)N- ÇOCUKLARIDIR…..

*** KIM BILIR BELKI SENDE ONLARDAN BIRISINDIR……***

S.K. ( kiraz_cicegi)



ne olur Allah rızası için!


Hazreti Ali (kerremallahü vechehu) hurma bahçesinde akşama kadar çalışmış akşam da devesinin üzerine bir çuval hurma yükleyerek evinin yolunu tutmuştu.
Devenin yuları yardımcısı Kamber'in elinde kendisi de önde gidiyordu. Medine'nin içine girdiklerinde yolun kenarından bir ses geldi. Yoksulun biri elini açmış sızlanıyordu:
- Ne olur Allah rızası için!... diyordu.
İşte bu sırada sesi duyan Hazreti Ali (ra) ile arkadan deveyi getiren Kamber arasında şu konuşma geçiyor. Hazreti Ali soruyor:
- Kamber ne istiyor bu yoksul?
- Hurma istiyor Efendim!
- Ver öyleyse!...
- Hurma çuvalda Efendim!
- Çuvalla ver öyle ise!...
- Çuval da devenin üzerinde!...
- Deveyle ver öyle ise!...
Emri yerine getiren Kamber der ki:
- Devenin ipi de benim elimde demekten korktum. Çünkü beni de deveyle birlikte yoksula vermekte tereddüt etmeyebilirdi.


muhabbetin böylesi.

Muhabbetin Böylesi. . .

HİCRETİN dördüncü yılıydı. Peygamber Efendimiz on Sahâbîye önemli bir görev verdi. Medine’den uzaktaki bazı kabilelere İslâmiyet’i öğreteceklerdi.
Kafile birgün yola çıktı. Zeyd ibni Desine ve Hubeyb ibni Adî de aralarındaydı.
Recî suyu denilen yerde İslâmiyet’in yayılmasını istemeyen 100 kâfir onlara pusu kurdu. Hepsi de çok iyi okçuydu.
Müthiş bir çarpışma oldu. Sonunda Zeyd ile Hubeyb esir düştü. Diğerlerinin ruhu Cennete uçtu.
Bu İslâm düşmanları iki esiri Mekke’ye götürdüler.
Onları Bedir Savaşında ölen yakınlarının intikamını almak isteyenlere sattılar.
Kâfirler ellerini ve ayaklarını zincire vurdukları Zeyd ile Hubeyb’i ayrı ayrı yerlere hapsettiler.
Birgün Hubeyb’in elinde bir üzüm salkımı gördüler. Mevsim üzüm mevsimi değildi. Ona üzümü kim vermişti? Şaşıp kaldılar.
Yine de onları idam etmeye karar verdiler. Ten’im denilen yerde Mekke halkını topladılar.
Zeyd ile Hubeyb’e:
“Gelin” dediler. “Dininizden dönün sizi serbest bırakalım.” Ama onlar bu teklifi kabul etmediler.
İki şehit adayı idam edilmeden önce ikişer rek’ât namaz kıldılar.
Müşriklerin lideri Ebû Süfyan o günlerde daha Müslüman olmamıştı;
darağacının altındaki Zeyd’e yaklaştı:
“ALLAH aşkına söyle Zeyd!” dedi. “Şimdi sen çoluk çocuğunun yanında olsaydın senin yerinde Muhammed bulunsaydı seni idam edeceğimize onu öldürseydik ne iyi olurdu değil mi?”
Zeyd İbni Desine iman zevkinden yoksun bu adama hayretle ve acıyarak baktı:
“Sen ne diyorsun?” dedi. “Muhammed aleyhisselâm’ın burada olması şöyle dursun onun şu anda bulunduğu yerde ayağına diken batmasına bile gönlüm razı olmaz.”
Ebû Süfyan hayretten donakaldı:
“Ben dünyada Muhammed’in arkadaşlarının onu sevdiği kadar birbirini seven kimse görmedim” dedi.
Sonra kalkıp Hubeyb’in yanına gitti. Aynı şeyleri ona da söyledi. Ondan da aynı cevabı aldı.
Hubeyb’i çarmıha gerer gibi kuru bir ağaca bağlamışlardı. Ondan intikam almak isteyenler mızraklarını sıkı sıkı kavrarken Hubeyb’in ağzından şu sözler döküldü:
“Müslüman olarak öldükten sonra ölüm şeklinin ne önemi var?”

28 Ağustos 2012 Salı

düş sandığım...


Üzerine gün doğmamış düşler kurmak ne zor bilir misin
Dolaşırken kangren olmuş acılarımın  kuytularında
Umut yalınayak haylaz bir çocuk gibi baktı yüzüme , sordu:
-Neden mahsun ki bu kadar, seni üzen ne
Umudum
Benim haylaz çocuğum
Sanki bilmiyorsun saklılarımı
Kimseye söyleyemedim
Nemli yüreklerde küf koktu ellerim
Düşlerle doldurduğum sandığım pas tuttu
Açtıkça kapağını gıcırdıyor hayallerim


âmâ gönül...


Züleyhaca bakışlarıma, Yakupca kör kaldın..
Ey ahmak yüreğim, 
yoksa kuyudan gelen her sesi, sen Yusuf'tan mı sandın..?


samimiyet...

Biz neden hayattan kaçıp kitaplara sığınırız?
Dünya sahtekarlarla doludur azizim; insanlar samimi değildir,
Herkes birbirini kırar, incitir.
Bizim o koca koca kitapları devirmemiz,
İki satır samimiyet bulabilmek içindir..

Ömer Faruk Dönmez

hubbu dünya


Her ne zaman ahirete müteallik bir şeyi istediğinde senin  için kolayca rast geliverir ve hasıl olursa ve dünyaya müteallik lezzetlere nail olmak ve nefsin arzularını yerine getirmek istediğinde senin üzerine güçlükle ve meşakkatle ve külfetle hasıl olursa bil ki güzel haldesin(saidlerden olduğuna delalet eder) ve ahiretin umurundan bir şeyi ki ahiretin imarına medarı olacak ilim ve amel gibi şeyi istediğinde güçlük meşakkat ve külfetle hasıl oluyorsa ve dünya umurundan bir şeyi (nefsin arzu ettiği lezzet ve rahatları)istediğinde kolayca hasıl oluyorsa bil ki sen kötü bir haldesin.(şaki)
Bu hal sana dünyaya olan muhabbetini takviye eder.Halbuki dünya muhabbeti bütün hataların başıdır.
Hadis-i Şerif


Dünya sevgisini terkedene...

Fazla gülmeyi terk edene heybet verilir.
Fazla konuşmayı terk edene hikmet verilir.

Fazla yemeği terk edene ibadetin lezzeti verilir.
Mizahı terk edene zarafet verilir.
Dünya sevgisini terk edene ahiret sevgisi serilir.
~Başkalarının kusurlarıyla uğraşmayı terk edene*
kendi kusurlarını ıslah etme imkanı verilir.

HZ.Ömer(r.a)

27 Ağustos 2012 Pazartesi

naz çekmek...



Seviyorsan nazlanmaya hakkın yok
Naz çekmeye talip olacaksın
İmam Rabbani(ra)

26 Ağustos 2012 Pazar

dert sancısı

Seni söyler bu rüzgar, bu gül kokusu...
Bu bendeki dert sancısı; kalbimdeki, aşk uykusu.

Kadim Dolunay



yalnızlık...


Yine yola revan olan yüreğimde bir yetimin çaresizliğini taşıyorum.
Öksüz ömrümün kıyısına vuruyor yalnızlık.

Kadim Dolunay

25 Ağustos 2012 Cumartesi

yolculuğu bitirince tekrar yola başlayan


İbnu Abbas Radiyallahu Anh anlatıyor: Bir adam:
”Ey ALLAH’ın Resulü, ALLAH’a hangi amel daha sevimlidir?” diye sordu.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vessellem):
“Yolculuğu bitirince tekrar yola başlayan” cevabını verdi.
“Yolculuğu bitirip tekrar başlamak nedir?” diye ikinci sefer sorunca:
“Kur’an’ı başından sonuna okur, bitirdikçe yeniden başlar” cevabını verdi.”
.
(Tirmizi, Kıraât 4)

zerafet...

Güzellik dilin altında gizlidir.
Sükût, incelik, edep ve zerafet insanı her gittiği yerde sultan yapar.
.
Hz. Mevlâna





Allah'ım

Allah’ım Senin adını zikrettiğimde seni yüreğimde hissetmeyi, Seni her şeyden ve herkesten çok sevmeyi, gönülden teslim olup, hakkıyla korkmayı diliyorum Senden..." AMİN

24 Ağustos 2012 Cuma

mahlukatın uyuduğu gecede

Mahlûkatın uyuduğu gecede

tazarru ve niyazlarım var

Arşın sahibine sığınan.

hangi yar?


Hangi yaram Yar’dan hediye  değil ki bana,

Hangi yar Yaradan (c.c) kadar yakın ki bana…

Allah yolunda olan genç

Senin Rabbin, kendisinde eğlencelere  ve fani zevklere karşı meyil bulunmayan,
Gençliğini Hakk’a itaat yoluna bağlayan ve
Gayr-i meşru şehvet peşinde olmayan bir genci
Pek beğenmekte ve ondan çok hoşnut olmaktadır.”

Hadis-i Şerif- Müsned 4/151


hüzünlü tebessümler.


Hüzünlü tebessümler...

Yazar Ahmet ZİYLAN
“Büyük lokma ye fakat büyük konuşma” diye asırların tecrübesi bir atasözümüz vardır. İnsan bir an «ben» deyip başarısını zenginliğini zekâsını... kendinden bilir bu cesaretle iddialı bir söz söylerse demek ki «gayretullâh»a dokunuyor insan o sözüyle mutlaka imtihan ediliyor.
Bu sebeple mütevâzı olmak lâzım kendimizden bilmeyip «Allah lutfetti» demek lâzım...
«Ben başarılı ve varlıklıyım bunları çalışmakla yaptım.» diye böbürleneni Allah tepetaklak eder insan pişman olur fakat artık çok geçtir.
Bu zenginlikte de öyle sıhhatte de öyle kabiliyette de öyle...
Allah lutfediyor. Dilimizden şu duâ eksik olmamalı:
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm!”
“Yüce ve azametli Allâh’ın lutfettiğinden başka ne güç var ne de kuvvet...”
Her şey O’nun lutfu ihsanı...
Babam; Boyacı Mahmut diye tanınan kendisine «Mahmut Efendi» diye hitap edilen hâli vakti yerinde bir esnaftı. Bir gün o ecdat ikazını aklına getirememiş evinin geçimini sağlayamayan insanlar hakkında ağzından bir söz kaçırmış;
“Yahu insan bir ekmek parası kazanmaktan da âciz midir? Bu adamlar kafasız! İnsan ne yapar eder çarşıya gider gelir olmadı bir iş tutar fakat illâ ki bir ekmek parasını kazanır!” demiş.
Mehmed Âkif’in dediği gibi:
Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası
Dostunun yüz karası düşmanının maskarası...
Rızkını kazanmak için çaba sarf etmek gerek ama Allâh’ın takdiri ne ise o olur. Başarısız fakir olanı kınamamak kendini başkasından üstün görmemek lazım.
Cenâb-ı Allah babama âdeta bu iddialı sözlerinin tersini yaşatmış. Kendisi anlatırdı:
O zamana kadar; çarşıya bir gidişinde bir aylık kazanç elde ediyor. İşi rast gidiyor fakat bu sözden sonra on gün gidiyor da bir ekmek parası kazanamıyor. Söylediği söz de aklına geliyor ama yapacak bir şey yok.
Hâli-vakti yerinde bilinen bir adam. Kılığına kıyafetine de dikkat eder. İnsanlar hürmet ediyor. İşi bozuldu diye âleme ilân edecek bir tabiatta da değil... Öyle olunca kimse bilmiyor ailemizin yaşadıklarını...
Dışı seni içi beni yakar misâli... Evde dokuz baş nüfus ikisi hasta. Hiç gelir yok iş yok. Ambardaki kalıntılarla geçimini sağlıyor dolapta olanlar giyiliyor.
Hattâ hatırladıkça hüzünlü tebessüm ettiren ibretlik hâdiseler yaşanıyor.
Ev ile çarşı arasında gidip gelirken yol kenarında bir bulgur devlibi var (bulgur imalâthanesi). Antep’te bulgur çok yendiği için bulgurcu da çok olur. Bir gün babam o bulgurcunun yazıhanesinin önünden geçerken adam sesleniyor:
“–Mahmut Efendi Mahmut Efendi!..”
“–Buyur.”
“–Bir dakika gelir misin?”
“–Hay hay gelelim.”
“–Bir anlaşmazlığımız var aramızda hakemlik yapar mısın? Geçiyordun seni gördük de.”
“–Yapabilirsek yaparız.”
“–Şu arkadaş geceleri bizim burada bekçilik yapıyor. Ben de ücret olarak aylık 100 lira veriyorum. Geceleri burada yatıyor bazen kalkıp dolaşıyor. Gece bekçiliği bundan ibaret. Sabahleyin de çekip gidiyor başka hiçbir işi yok. Ama tutturmuş 125 lira istiyor. Yani yüzde 25 zam istiyor. Sen ne diyorsun?”
Babam o sıralar sıkıntıda... İşsiz... Elde-avuçta yok... İçinden;
«Bana 80 lira bile verse çalışırım. 80 liraya iş buldum diye de bayram ederim.» diye geçiriyor.
Gerçekten de bekçi için pek ağır bir iş değil... Gece gelip yatacak ara sıra kontrol edecek. Sabaha kadar uykusuzluk bile gerekmiyor. Sabahleyin çekip gidecek 80 lira alacak. O zamanlar orta seviyeli bir memurun aylığı 125-130 lira. Bu adam sadece gece orada yatmakla 100 lira alıyor. Ona da râzı olmuyor 125 istiyor.
Bu meselede hakem tutulan babam diyor ki:
“–Kardeşim sana 100 lira veriyor. Daha ne istiyorsun daha niye itiraz ediyorsun?”
Kendisi 80 liraya bile râzı ya. İnsan herkesi kendisi gibi bilir. İş sahibine hak veriyor.
Bunun üzerine bekçi babama iyi bir çıkışıyor:
“–Siz zenginler yok musunuz? Hep birbirinizi kollarsınız! Bana arka çıkacak hâlin yoktu tabiî... Sen de zenginsin onun tarafını tutuyorsun!”
Babamın eski durumu ve hâlen devam eden zengin görünüşü herkeste eski intibâı sürdürüyor. Kimse durumundan haberdar değil...
O böyle çıkışınca babam diyor ki:
“–Madem öyle diyorsun sen çalışmazsan ben on lira eksiğine çalışırım.”
Bulgurcu diyor ki:
“–Mahmut Efendi özür dilerim. Biz seni o gözle nasıl görürüz. Senin söylediğin olacak iş mi?”
Babam öfkelendi de onun için öyle konuşuyor meydan okuyor zannediyor. Babam ne kadar;
“–Yok ciddî söylüyorum. Çalışırım...” dediyse de üç-beş defa tekrarladıysa da bulgurcu babamın hâlini anlayamıyor.
“–Mahmut Efendi kusura bakma. Bizi mahcup etme. Böyle bir şeyin imkânı mı var biz sana böyle bir şeyi teklif edebilir miyiz?” diyerek reddediyor.
Adamın görünüşü neyse herkes onu öyle kabul ediyor.
İntibâ ne kadar önemli...
Hâlini arz etmeyen derman bulamaz. Aç isen «açım» diyeceksin derdini açacaksın. Bir de hâlin dış görünüşün içinde bulunduğun hâl ile uyumlu olacak. Fakirlik ayıp değil...
O sebeple; Hazret-i Mevlânâ’nın;
“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” sözünü böyle konularda da uygulamalı. Olduğun gibi görünürsen herkes dışından da iç hâlini bilir.
Bu sözüm iffetinden hayâsından izzet-i nefsinden dolayı insanlara el açmayan kimseyi üzmemek için derdini bağıra çağıra ilân etmek yerine içine gömen insanlar için değil... Öyle iffetli fakirleri Kur’ân’da Cenâb-ı Allah da methediyor ve hayır-hasenatta onlara öncelik vermeyi emrediyor:
“(Yapacağınız hayırlar) kendilerini Allah yoluna adamış bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları sîmâlarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.” (el-Bakara 273)
Hattâ Cenâb-ı Allah; öyle kendini gizleyenleri arayın bulun diyor. Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi bu âyeti sohbetlerinde çokça okurlar ve bu âyette bir mü’minin muhtacı sîmâsından tanıyacak gariplerin hâlini -dilleriyle söylemeseler de- yüzlerinden okuyacak kalp kıvamına gelmesine işaret olduğunu söylerler.
Hâlini gizlemek kimseye el açmamak alın teriyle iktisatla o darlığı aşmaya çalışmak güzel şey... Onun için duâlarımıza;
“Allah gördüğümüz günümüzü elimizden almasın durumu iyi iken kötüleşene Allah yardım eylesin!” niyazını da ekleriz. Çünkü onların durumlarını açığa vurması kolay değil.
Fakat diğer yanda; hayatın inişli çıkışlı yollarında durumu zayıf olduğu hâlde zengin tavrı sergileyen gururlu havalı görünmekten hoşlanan bu kişilerle babam gibi iffet sahibi insanların hâli aynı değil.
Biri iffetinden kimseye el açmamak yüzsuyu dökmemek için hâlini gizliyor...
Diğeri gurur için gösteriş için geniş imkânları varmış gibi havalar içerisinde... Bunda bir fazîlet yok...
O sıkıntılı dönemi bir-iki sene ailecek yaşadık. Bilhassa annem... Ailecek; el birliği güç birliği ederek o darboğazdan çıktık. «Hepimiz birimiz için birimiz hepimiz için.» derler ya öyle bir el ele verişle aştık. Babamıza yardımcı olduk. Komşumuzda bir yorgancı vardı o yardımcı oldu yeni açılan otelin yorganlarını yaptık. Masura sardık kışlık üzüm şırası yaptık hulâsa helâl ne iş varsa yaptık... Böyle azimli kuvvetli bir gayretle ailece çalışma; birlik ve beraberlik ve sabır; sonunda refah getirdi.
Hayatta böyle imtihanlar olur. Bunlar birlik-beraberliği sınamak için ne büyük bir fırsat... Biz güçlenerek çıktık o imtihandan... Fakat kimi maddiyata dayanan aileler ise kaderin bir fiskesiyle dağılır gider.
Sabri Efendi misâli...
«Efendi» dediysek aslında iplik fabrikasında işçi olarak çalışan ekmeği bütün bir adamdı. Esprileri ile etrafına öyle bir hava estirirdi ki bilmeyen zengin sanırdı. Biz de kendisine «zengin ağa» derdik. Bizim oturduğumuz kahveye gelir giderdi. Biraz şakacı gönlü de zengin... Ara sıra eser gürler:
“–Yahu şu kadar yağ geldi. Dağıttınız mı? Bu sene şu kadar hayır dağıttım. Her şeyi fakirlere dağıtacağım mahallenin fakirlerini tespit ettiniz mi dağıtım için hazırlık yaptınız mı?” falan filân.
Bazıları ciddiye alırlar:
“–Adamın beş kuruşu yok dediğine bak.” derler.
Fakat adamın da kimseden bir ihtiyacı yok. Her nedense böyle davranmaktan keyif alıyor.
Bir gün Sabri Efendi’yi işten çıkarıyorlar. Eve gidiyor.
“İşten çıkışımızı verdiler. 15 gün sonra işsiziz. 3-5 kuruş tazminat parası alacağız. Elimizdeki para bize bir süre yeter ama bir iş bulana kadar tasarrufa gitmeliyiz. Meselâ; ben kulüp sigarası içiyordum şimdiden sonra Birinci içeceğim. Kulüp sigarası 35 kuruş. Diğeri 25 kuruş. Her türlü alışverişimizde alışkanlıklarımızda böyle tasarrufa gideceğiz.”
Yani adam; şakayı cakayı bırakmış yaklaşan tehlikeyi görmüş; «Ailecek iktisat yapalım şu devreyi atlatalım» diyor.
Fakat hanımı diyor ki:
“Zaten biz bugüne kadar tasarruf etmedik de yola yoğurt mu döktük?..”
Çok taşkın harcama yapana har vurup harman savurana; «Yola yoğurt mu döküyorsun.» derler. Mahallî bir deyim.
Diyor ki:
“Şimdiye kadar sanki çok iyi yaşadık da bundan sonra mı tasarruf edeceğiz? Şimdiye kadar ne yaşattın ki daha ne yaşatacaksın? Ayrandan aşağı katık mı olur? Bundan daha aşağı tasarruf mu olur da sen bunu bize söylüyorsun?”
Adamcağız;
“–Başka çaremiz yok işten çıkarıldık.” dese de çocuklar anneleriyle birlik oluyorlar:
“–Senin yüzünden oldu. Sen şöyle yaptın böyle ettin! Senin gibi babanın senin gibi herifin bize lüzumu yok. Git ne hâlin varsa gör!” deyip adamı kapıya koyuyorlar. Kavga gürültü... Sonunda adamın sırtına bir yorganla bir minder veriyorlar:
“Git eve de gelme ne yaparsan yap!”
Bir de baktık ki adamcağız kahvehaneye geldi. Sırtında bir yük.
“–Yahu bu ne?”
“–Beni sürdüler evden. Çocuklarla anneleri bir oldular. Beni kovdular.”
Herkes gittikten sonra o da kahvehanede yattı. Sonra bir yer buldular. Kahvehanedekiler bir müddet sonra da bir ayakkabı boya sandığı aldılar. Boyacılığa başladı. Karı kocayı barıştıramadılar. Adamcağız çok geçmedi kahrından ölüp gitti.
Bir tarafta birliğin faydası kalkınması... Diğer tarafta kopmanın dağılmanın zararı.
Aile için mesele ne ise; millet için ümmet için de o... Kriz olunca bazı memleketlerde yağma oluyor intiharlar oluyor millet maddeten olduğu gibi rûhen de çöküyor dağılıyor. Fakat inançlı birlik-beraberliğe riâyet eden milletler; yardımlaşıyor kenetleniyor o dönemi atlatıp daha güzel günlere eriyor.
Büyük konuşmamak lâzım dedik ya O Sabri Efendi dediğimiz adamcağızın da zengin tavırları mı başına bu işleri açtı kim bilir? Bildiğimiz şu ki Cenâb-ı Hak mütevâzı kulunu seviyor. İffetli kendisine tevekkül edip kimseye el açmayan kulunu seviyor. Dertlerde kenetlenen refah zamanı da şımarmayan aileleri seviyor.
Millet olarak ümmet olarak kalkınmanın huzura erişmenin yolu da böyle aileler kurmaktan geçiyor.
Cenâb-ı Hak bizleri sevdiği kullarından eylesin... Sevmediği huy ve davranışlardan bizleri evlâtlarımızı ve cümle ümmet-i Muhammed’i muhafaza buyursun. Âmîn...

gönlün anahtarı

Aslında birbirimize ne kadar da yakınız.
Birbirimizin kapılarını açacak nice anahtarlara sahibiz.Belki küçük gördüğümüz bir ikram bir selam bir tebessüm kısa bir ziyaret ufacık bir hediye...Yeter ki niyet edelim birbirimizi sevmeye.
Cennette de komşu eş dost aile akraba olabilmeye ve iman etmeye..."
SEMERKAND

çay içtim şekeri düşten...

Çay İçtim, Şekeri Düşten
Bir dünya demledim sıcak,
Zaman bardağına koydum.
Kaderimde bir avuç toprak,
Görünce hemen doydum.
ERTUĞRUL ŞAHİN

hüsrana düşmeden...


Niye doğduğunu bilmeli insan.
Gelirken kime niçin söz verdiğini bilmeli hatırlamalı.
Dünyanın sahte gülüşüne kapılıp
Ona daha fazlasıyla karşılık vermemeli.
Çıktığı yolculukta kimliksizlikten
Nasıl bir kimliğe büründüğünün farkına varmalı insan.

Niçin insan olduğunu bilmeli insan.
Neden bu yükün altına girdiğini
Farketmeli düşünmeli..
İnsan olmanın hakkını verebilmeli.
Verdiği sözün altından kalkabilmeli.

Niye güldüğünü bilmeli insan
“Benim gördüğümü görseydiniz az güler çok ağlardınız”
Sözünü çıktığı yolculukta azık yapmalı ve
Niçin gülüp de ağlamadığına feryad etmeli insan…
Ne zaman gülmesi gerektiğini akletmeli.

Çok gülerek kalbini öldürmemeli ...

Niçin konuştuğunu bilmeli insan.
Taşlar doldurmalı ağzına.
Ya hayır söyle ya sus!
Sevgiliyi anlatmayan dilden yine sevgiliye sığınmalı…
Kelimelerin hakkına girmemeli.
Ya cananı anlatmalı ya sonsuza dek susmalı insan!..

Niye uyuduğunu bilmeli insan.
Gözlerini yumarken bir daha açmamacasına yatmalı o yatağa.
Uykunun kimi zaman ötelere götüren bir burak ,kimi zaman yakaza aleminde seyr-ü suluk  olduğunu kavramalı.
Gözlerini keşfedilmemiş dünyalara açmak için kapamalı insan.
Gözlerini kapadığında onu görmeli ama görmek için yanmalı insan.

Yarı ölüm olduğunu tefekkür ederek gerçek ölüme hazırlanmalı.

Niçin yediğini bilmeli insan.
Yedikleri gönlünün kapılarını bir bir kilitleyen paslı anahtarlar mı?
Yoksa sonsuzluğa kavuşmak için çıktığı yolda ona yoldaş mı?
Fudaly b.iyaz gibi gönlümüzün bab-ı hikmeti  bulması için onu aclıklamı terbıye etmeli ...

Düşünmeli..
Niye istediğini bilmeli insan…
İsterken nasıl istemesi gerktiğini bilmeli.
İstemenin ayrıcalığını farketmeli.
idrak etmeli…
Kendisine verilen zamanın kıymetini bilmeli insan.
Engin zaman nehrinden içen mi içilen mi olduğunu görmeli.
Ömür denilen gelinini yarın ki düğününe hazırlamalı.
Onu tüm güzelliklerle donatmalı da öyle çıkarmalı aşığının huzuruna.

Düşünmeli insan!
Kul olmanın şuuruna erebilmeli
Sağdan verilmesini arzu ettiği defterine  ne yazarsa (yaşarsa)beğenileceğini düşünmeli!
Daha iyi nasıl kul olurum  diye düşünmeli!
Daha iyi nasıl ölürüm diye düşünmeli!
Daha iyi nasıl dirilirim diye düşünmeli!
Ve daha iyi nasıl huzura çıkarım diye düşünmeli!
Ve yapmalı insan üzerine düşeni hüsrana düşmeden...

إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ
İnnel insâne le fî husr(husrin).



Muhakkak insan, hüsrandadır.
asr-2

Bab-ı Hüzün