10 Ağustos 2012 Cuma

bu dünyada yolcu gibi yaşamak


İnsanın temel yanılgılarından biribu dünyada temelli kalacağını ve hep yaşayacağını sanmasıdır.Oysa ki insan bu dünyaya uğrayıp geçecek bir misafir gibidir.
Sahipmiş gibi göründüğü şeylerelinde hep emanettir.Evetinsan bu dünyada geçici olarak vardır.Emanetçidir.Ve asla mal sahibi değildir.
Büyük şehirlerde emanetçiler vardır.

Genellikle yabancılaryolcularyanlarında taşıyamayacakları eşyalarınıbelli bir ücret karşılığıbelli bir zaman içinonlara bırakırlar.Sonra da bıraktıkları sürenin ücretini ödeyipemanete bıraktıkları mallarını geri alırlar.
Emanetçi belli bir ücret karşılığıkendisine bırakılan malı muhafaza eder.Mal sahibi istediği anda dateslim aldığı gibiaynen geri verir.
Biz de bu dünyadaYüce Yaratıcı’nın emanetçileriyiz.Şu anda bize sunulmuş olan dünya nimetlerini belli bir süre kullanacak;mal sahibi istediğinde isehemen bırakıp ebedi aleme göçeceğiz.
Acaba biz bu dünyada gerçekten emanetçi gibi mi yaşıyoruzyoksa mal sahibi gibi mi?



Bu dünyada kendisini emanetçi gibi hissedenlerhırsa ve kıskançlığa düşmezler.Çünküzaten geçici bir süre için elde edilen ve aslında kendisine ait bulunmayan şeyler için hırs göstermek akıllı insanlara yaraşır mı?
Başkaları kadar dünyalık kazanamayınca da kıskançlık duygularında boğulmakhırstan ve hasetten patlamak insanca mıdır?

“-İnsankıskandığı şeyin akıbetine baksın” der Bediüzzaman.Çünkü sonunda zenginle fakir de eşitlenecekahiret yolculuğuna ikisi de sadece bir kefenle çıkacaklardır.Bu gerçek gönülde yer etmişseinsanda kıskançlık kalır mı?
“Onda var da bende niçin yok” krizi yaşanır mı?
Kendisini emanetçi gibi hisseden;mal hırsında boğulup kalır mı?

Bu dünyanın misafiri olduğunu bilen;hep toplama ve daha çok şeye sahip olma oburluğundan kendini kurtarır.
İnsanelindeki her şeyi bir gün bırakıp gideceğini ve bu dünyadan sadece iki metre kefen bezi ile sonsuzluk yolculuğuna çıkacağını bilse…Ah bunu bir bilebilse ve bu bilgiyi şuura dönüştürebilsepek çok olumsuzluk düzeliverecektir.
İnsan bu gerçeği elbette bilir amabilmiyormuş gibi yaşar hep…Unutmuş gibi davranır.Bu sebeble sık sık hatırlamakta fayda vardır.İbadetlerin tekrarıöğütlerin devamlılığıişte bu yüzdendir.Sıkça unutan insanasıkça hatırlatmak gerekir.
Güzeller Güzeli hatırlatmayı en etkili biçimde yapar;“Hayatın tadını ve lezzetlerini acılaştıran ölümü sıkça anınız” buyurur.Zirabir gün her şeyi burada bırakıp gitmenin adıdır ölüm...
Madem kibir gün her şeyi burada bırakıp gideceğizöyleyse biriktirme konusundaki bu hırsımız nedendir?
İnsan bir yolcudur.Ruhlar dünyasından başladı yolculuğa…Anne rahminden dünyayaburadan kabrekabirden yeni bir dirilişle kalkıp ebedi ve asıl aleme doğru yol alıyor.Öyle isegötürmeye değer olanı ve gittiği yerde işe yarayacak olanı biriktirmeli değil mi?
Bu uzun yolculuktadünya sadece bir uğrak yeri…Bir mola mekanıbir durak…
Uzun bir seyahatteotobüsün yemek ve ihtiyaç molası verdiği yerde sürekli kalacağını sanan adam gibi olmayalım.
Mola yerini hemen sahiplenen ve kendisiniorada geçici bir süre emaneten kullanacağı şeylerin gerçek maliki sanan adamakıllı sayılabilir mi?

Madem misafiriz.Misafir beraberinde getirmediği şeylere gönül bağlamazaşık olmaz.Dolayısiyle de onları bırakıp gideceği zamanah vah etmez.
Hakiki mü-mindünya işlerinden kazandığına tam sevinmez;kaybettiğine de tam üzülmez...

Yolcunun yükü hafif olmalıdır.
Ziraağırlığı az olan kişiseyahat sırasında rahat olur.
Biz de yolcuyuz.Ne kadar nazlansakbizi burada durdurmazlar.Sevkiyat var.Öyleysesürekli sefere hazır durumda bulunmalıyız.

Genç ve tecrübesiz bir adamuğradığı şehirdeününü duyduğu bilge bir zatı ziyaret eder.Kafası ve kalbiyle insanların saygısını kazanmış olan bu değerli kişinin yaşadığı ortamdelikanlının dikkatini çeker…
Çünkübu bilge adamfakir sayılacak derecede yaşıyormuş ve çok az eşyaya sahipmiş…Evinin fark edilen tek varlığı fevkalade zengin olan kütüphanesiymiş.
Genç Adam büyük bir merak ve yadırgama duygusuyla sormaktan kendini alamamış:
“-Efendimortalık bomboş görünüyoreşyalarınız nerede?
Bilge Adamsoruyu boş bulmuş ve bir soruyla karşılık vermiş:
“-Peki sizinkiler nerede?”
“-Ben bir yolcuyum” demiş Genç Adam…
“-Ben de…” demiş bilge kişi…

Peki biz?
Biz de yolcu değil miyiz şu dünyada?
Öyleyse neden yolcu gibi davranmıyoruz.
Bediüzzaman bu dünyada kendisini yolcu gibi hisseden bir bilge kişiydi.Bu sebebledünyaya metelik vermez ve hep derdi ki:
“Bu dünyadan yükümtaşıyabileceğim kadar olmalı…”
Bu prensibinden dolayı elinde zaruri ihtiyaçlarını içinde taşıdığı bir sepet olurdu.Bazen de omzunda bir heybe…
O dünya yükünün de bütün ısrarlarına rağmenhiç bir talebesine taşıtmazdı.
Ve bu hususta derdi ki “İnsanın temel ihtiyaçları dört şey ikenmaddeci medeniyetbunu yirmiye çıkarmıştır.”
Şimdi sağ olsa da görseydiinsanın olmazsa olmazları kaça çıktı?
Günümüzdekim kendi gücüyle taşıyabilir dünyalığını?
Bir taşınmaya kalksakacaba kaç kamyona sığabiliriz?
Yükü hafif olanlara ne mutlu!
Çünkü dünya yükü arttıkça onları taşıma zahmeti de artar.Üstelik terkedip gitmek de ne kadar zorlaşır onları…
Koca Yunus ne güzel der;
Kem durur nicelerin yoksullardan varlığı
Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.


Emanetçiyiz bu dünyadaya da garip bir yolcu…
Öyleysehiç ölmeyecekmiş gibibüyük bir hırsla dünyalık yarışına girmek niyeneden?
Güzeller Güzeli )s.a.) ne etkili uyarır bizi:
“-İnsan bu dünyada bir yolcudur.Dünya hayatıbu yolcunun ihtiyaç gidermek için mola verdiği bir ağaç altıdır.Orada biraz durupdinlenecek; sonra da yoluna devam edecektir.”
Ve yine buyurur ki “Bugün koşu meydanıyarınsa kazanma günüdür.Varılacak yer Cennet veya Cehennem”dir.”


Vehbi Vakkasoğlu


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder