9 Temmuz 2012 Pazartesi

gönül ilmi



Gönül ilmi

En güzel ve kazanılması en zor ilim “Gönül ilmi”dir. Gönül ilmini kazanmak için gönül yormak gerekir. Bu ilimden satırlar öğrenebilmek dikkatli bir gözlemci olmayı gerektirir. Bazen bir tebessüm bazen bir söz bazen de bir davranış gönül dünyamızda yeni oluşların meydana gelmesine neden olur.
Eğer gönül ilminde ilerlemek istiyorsak bu ilimde ihtisas yapmış büyüklerimizden küçüklerimizden okuduklarımızdan izlediklerimizden yaşadıklarımızdan bir şeyler öğrenmeye çalışmamız gerekir. Bize bu ilimden ipuçlarının ne zaman verileceği hiç belli olmaz. Bazen yıllarca anlayamadığımız bir şeyi pencereden bir simitçiye bakarken çözüveririz. Bazen kafamıza büyük sorular takılır. Eğer dikkatli bir gözlemci olursak bu soruların cevabı bir gün mutlaka bize verilecektir. Çünkü evrendeki herşey birbiri ile etkileşim içindedir. Eğer biz niyetimizi halis tutar olumsuz duygularımızı gemleyebilirsek evrene ait ilimden nasibimizi alabiliriz.
Nasip dedik de aklımızı geldi. Biz insanlar nasibimizi bekleme konusunda oldukça sabırsızız. Tevekkül denen şey lügatımızda var ama uygulamamızda yok. Oysa herşey kıvamında yaşanırsa güzel demiri bile dövmek için tavına gelmesini beklemez miyiz?
Gönül ilminin bir “gönül dili” vardır ki onu anlayabilmek ve o dilden konuşabilmek için çaba sarfetmek gerekir. Çünkü gönül diline muhatap olabilmek ancak güzel bir gönüle sahip olabilmek ile mümkündür. Allah (c.c) cümlemize nasip eylesin!
Kimbilir aramızda ne gönül ehli insanlar vardır da bu çabalamayı tebessüm ile karşılayacaklardır. Biz de onların tebessümünü yine bir gülümseme ile karşılıyoruz ve karşılık beklemeden sevgilere ilk adımlarımızı atıyoruz.
Karşılık beklemeden verebilmek ve sevebilmek gönül ilmini öğrenmede önemli bir basamak ve kazanılması güç bir alışkanlık elbette. Allah (c.c) katında O’nun rızası için karşılıksız yapılan her iyiliğin bir karşılığı var bunu da yaşayarak öğreneceğiz belki de öğrendik. Karşılık beklemeden verebilmek ancak kamil insanların harcıdır ki onlar verme okyanusunda kulaç atarlar. Duamız; böyle insanların çoğalması bizim de aralarında olmamız.

sevgi...



Sevgi,
Allah ın bizi sevmesini dilemektir.
Sevgi,
Peygamberimize "Habibim" hitabıdır Allah-u Tealâ nın.
Sevgi,
Ali İmran suresinde, "Eğer beni seviyorsanız Habibimi sevin ve O nu dinleyin ki, Ben de sizi seveyim ve affedeyim" ayetidir.
Sevgi,
Rabbimizin "Habibim, sen olmasaydın kainatı yaratmazdım " ifadesidir.
Sevgi,
Cennetin kapısında "La İlahe İllAllah Muhammed (s.a.v.) Rasulullah" yazmasıdır.
Sevgi,
Hazreti Adem in, "Ya Rabbi, Muhammed (s.a.v.) kulun hürmetine beni affet" duasıdır.
Sevgi,
Efendimize bir şey olur diye mağaranın tüm deliklerini tıkadıktan sonra, tıkayacak bir şey bulamayınca son deliği de parmağıyla tıkayan Ebu Bekir in buna rağmen sabaha kadar uyuyamamasıdır.
Sevgi,
Sahabe Efendilerimizin her söze, "Anam babam sana feda olsun Ya RasulAllah" diye başlamalarıdır.
Sevgi,
Canların canı uğruna canından geçmeyi cana minnet sayan Hazreti Ali nin, O nun yatağına tereddütsüz yatmasıdır.
Sevgi,
Hazreti Ömer den yağmur duası istendiğinde hemen Hazreti Abbas ın elinden tutup yukarı kaldırarak,
"Ya Rabbi bu elini tuttuğum Rasulullah ın amcasıdır, onun yüzü suyu hürmetine yağmur ver" duasıyla, daha eller inmeden yağmurun başlamasıdır.
Sevgi,
Kendisinden Miraç hakkındaki fikri sorulduğunda Hazreti Ebu Bekir in, "Eğer O söylüyorsa mutlaka doğrudur" tasdiğidir.
Sevgi,
"Biliyorum ki sen bir taşsın, bir işe de yaramazsın, değimli ki O seni öptü" diyerek Hazreti Ömer in Hacer’ül Esved’i öpmesidir.
Sevgi,
Kendilerine mahsus bir mezarı bile çok gören Hazreti Hamza ve Abdullah bin Cahş’ın Uhud’un bağrında sırt sırta aynı mezarda yatmasıdır.
Sevgi
" Zeliha’yı Yusuf’a aşık oldu diye ayıplayan kadınlar, benim Efendimin sadece parlak alnını görselerdi, bıçakları parmaklarının yerine sinelerine saplarlardı da, acı bile duymazlardı" ifadelerinde saklıdır Hazreti Aişe’nin.
Sevgi,
Efendimizi evinde misafir etmekle şereflenen Eyüp El Ensari’nin, ya sesten rahatsız olursa diye altı ay uyuyamamasıdır.
Sevgi,
Bu duygu ve düşüncelerle adını dahi duymadığı coğrafyalara Allah ve Rasulünün adını duyurmak için yardan, anadan, arkadaştan geçmektir
Sevgi,
Hasılı sevgi,
Allah ve Rasulü nün bizatihi kendisidir !..

dava...

 

 

dava...

Dava Bilal gibi kızgın kumlara ve taşlara rağmen ALLAH (C.C.) diyerek ölmektir...
Dava Yusuf gibi imtihana göğüs germek...
Köle olarak girdiği zindandan Peygamber gibi çıkmaktır..
Hamza gibi binlerce can feda etmektir...
Dava Halit bin Ziyat gibi şehitlere karışmak....
Dava Ebu Bekir gibi sadakat ister...
Cenneti değil yalnız ALLAH (C.C.)'ın rızasını diler...
Dava sahabe açken karnına iki taş bağlayan peygamberin davasıdır....
Dava atılan taşları tutup güller sunmaktır....
Dava düşman olarak girilen kapıdan dost çıkmaktır...
Dava bırakılan emaneti canı gibi korumaktır...
Dava Sümeyyenin örtüsü için canını vermesi ALLAH (C.C.)'a canlarla gitmesidir...
Dava adaletin sevginin aşkın dostluğun sadakatin annesidir..
Dava yüz yaşında bile olsa Allahtan şehadeti dileyen Ebu Eyübel Ensarinin mücadelesidir...
Dava ezanlarda tek yürek olmak secdelerde ALLAH (C.C.)'a varmaktır...
Ebu Cehillere dur deme...
Zalimlere göğüs germe...
Zülme direnme haklının yanında haksızın karşısında olmaktır...
Dava bir yetim görüldü mü koruma ve okşama Rasulün bile bir yetim olduğunu unutmama davasıdır...
Bu dava gönül ister çokluk değil,birlik ister bu dava yüreğiyle Sevgiyle devleşerek iman ister...
Dava safını belirlemek imanını güçlendirmek senin rızan için bende buradayım Ya Rabbi diyebilmektir..
Dava çakıl taşları kadar denizler kadar çok günahı bile olsa onu affederek bir ALLAH (C.C.)'a sahip olduğunu bilme
davasıdır....
ALLAH (C.C.) sabrınızı daim, azminizi baki, Davanızı mübarek kılsın ... 

Ağlatırsa gam yeme

Hattat Emrullah Demirkaya'nın Bediuzzaman hazretlerine yazmıs olduğu yazıdır


ben yoktum...


Elest bezminde söz verip geldim yeryüzüne.
Önce “ikrâ” dedi Yaradan okudum.
Sonra kalem verdi.
Ve dedi “batır” yüreğine “ne yaş(z)arsan o’sun” yaşarken sen oldum.
Yazarken aşk ve O’nu okudum.
Sonun-da ben yoktum…



6 Temmuz 2012 Cuma

cumamız mubarek olsun...


Ya Rabbi tahammül edemeyeğimiz şeylerle bizi terbiye etme .Bizi rahmetine layık gör .Başımıza gelecek belaları üstümüzden kaldır .Bizleri hainlerden eyleme .Bizlere hain damgası vurma .Ya rabbi o günde insanların bir kısmı ak,diğer kısmı kara yüzlü olacak ;bizi yüzleri ak olanlardan eyle ,kara olanlardan eyleme.
Makalat-ı Hulusiyye s.-19-

Cumamız hayırlar getirsin inşaALLAH...

5 Temmuz 2012 Perşembe

kedere gerek yok...


Kedere Gerek Yok

Güçsüzlüğümü anladım.
Ölüm başımda bekler!
Fakirliğimi sorma;
Kirazları takamam dallarına.
Baktım; her nefes kaç beste...
Bir'i var; beni çok seven...
Çok...
Kedere gerek yok!
Ali Hakkoymaz