21 Haziran 2012 Perşembe

EY ALLAH'IN VE RESULU'NUN DÜŞMANLARI!



EY ALLAH'IN VE RESÜLUNUN DÜŞMANLARI!
 Ey Aziz ve Celil olan Allah'ın kullarının yolunu kesenler !Siz açık bir zulum açık bir ikiyüzlülük içindesiniz.Ey alimler!Ey zahidler!Bu ikiyüzlülük daha ne zamana kadar devam edecek.?Kendilerinden bir miktar dünyalık koparabilmek ,dünyevi ve şehevi zevklere nail olabilmek için sultanlara ,hükümdarlara ve devlet ileri gelenlerine daha ne kadar ikiyüzlülük edeceksiniz..Bu zmanda sizler ve devletin ileri gelenlerinin birçoğu Allah'ın malında mülkünde onun kurallarına zulmeden zalimler kıyanet eden hainlersiniz...
Allah'ım ikiyüzlülerin saltanatını yık.Bellerini kır.Onları rezil rüsva et.Yahut kendilerine tevbe nasib et .Zalimleri kahret.Yeryüzünü pnlardan temizle.Yahut hallerini ıslah et.
Amiin.

Abdulkadir Geylani Hz.sohbetler s-361-362

edep ya hu!





Televizyon seyrederken "gözlerim kızarıyor" diyen birisine Diger birisi "Benim de yüzüm kızarıyor" demiş.
Türk toplumunun aile yapısını ahlâkî değerlerini bozmaya çalışan sütü bozuk ifsat şebekesi uydu vasıtası ile çok önemli ve de bir o kadar tehlikeli çalışmalar yapıyorlar.
Eskiden mü'minler bir dostunu ziyaret etmek için akşam oturmasına gittiklerinde güzel sohbetler yapılır gelmiş ve geçmişten bahsedilirdi. Şimdi bunun yerini televizyon aldı. Dostluk muhabbet ve kardeşane sohbetlerin yerini; cılız abes dedikodu ve cinselliğe dayalı müptezel kokteyl türü toplantılar aldı. Kıraathaneler (okuma salonları) kumarhaneye dönüştü. Aynı çatı altında müstehcen bir programı izlemekten haya etmeyen ailelerin sayısı arttı. Savrulma dönüşme ve kaymanın dozajı o kadar arttı ki toplumda ensest ilişki normal görülmeye başlandı.
Ne tuhaf! Yüzü kızarması gerekenlerin gözü kızarıyormuş.. Yazdıklarım muhafazakâr dindar insanları ve başta şahsımı bağlar. Ar damarı çatlamamış kalbinde iman dizinde derman bulunanlara kasırgalar karşısında dikkatli olmalarını tavsiye ederim.
"Program yapımcısı televizyon müdürüne telefon ederek:
-RTÜK'den aradılar efendim dedi. Şu anda oynayan filmin müstehcen olduğunu belirtip ikaz ediyorlar. Bir diyeceğimiz var mıydı?
Müdür:
-RTÜK falan bırak be kardeşim diye gürledi. Koltuğuna kurul da filmi seyret. Kişisel haklarımıza karışmasınlar.
Program yapımcısı filmin ortalarında tekrar telefon ederek:
-Bazı vakıflardan aradılar efendim dedi. Oynatmakta olduğumuz filmin gençlerin ahlâkını bozduğunu ve onları kötü yola ittiğini söylüyorlar. Bir diyeceğiniz var mıydı?
Müdür yine gürleyerek:
-Kişisel haklarımıza karışmasınlar ya hu diye tekrarladı. Bizim de çocuklarımız var. Hatta kızım şu anda erkek arkadaşı ile seyrediyor bu filmi.
Adam filmin sonunda bir kere daha telefon ederek:
-Karakoldan aradılar efendim dedi. Kızınız erkek arkadaşı tarafından tecavüze uğramış. Bir diyeceğiniz var mıydı?" (Cüneyd Suavi Hayatın İçinden s. 70)
Şu anlatılan hikâye kendi gerçeklerimizi ne güzel dile getiriyor. İffet ve namusa bigâne kalmanın insanların kutsallarına kültürüne saygı duymayanların akıbeti hep kötü olmuştur.
Tasavvufî kaynaklarda "göz afetleri" olarak zikredilen bu konu çağımız insanını ciddi bir şekilde tehdit ediyor. Gençlerimizin birçoğu televizyondaki erotik pornografik film ve programları seyrederek yoldan çıkıyorlar. Göz vasıtası ile alınan akım beyne oradan da ilgili organa ulaşmaktadır. Şehvetin kabarması göz zinası ile başlar. "Zinaya yaklaşmayın" buyuran İslâm dini zinaya götüren yolların da tıkanmasını istemektedir.
"Mü'min erkeklere söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu kendileri için çok temiz (bir hareket)dir. Şüphesiz ki Allah (kullarının ne) yapacaklarından haberdardır." (Nur 30)
Mü'minler gözü haramdan sakındırma noktasında çok dikkatli olmak zorundadırlar. Harama bakan bir insan bakmanın ötesindeki fiilleri hayal etmeye başlar. Kalbin huzuru kaçar gözün nuru o an için alınır. Harama bakmak kişiyi zikrullahtan ve güzel şeylerden alıkoyar. Dinimize dünyamıza ve ahiretimize faydalı olmayan şeylerin peşine düşmekten men ediliyoruz.
"Senin için hakkında bir bilgi hasıl olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak göz kalp bunların her biri bundan mes'uldür." (İsra 36)
Anne ve babalar evlâtlarının gece yarısından sonra inançlarına uygun olmayan film ve programları seyrettiklerinden şikâyetçiler. Ama yöneticiler "kişisel hak" diye bir şey tutturmuş gidiyor. Ateş kendilerinin paçasını da sarıyor ama umurlarında bile değil.
"Gözlerin zinası bakmaktır. Kulakların zinası dinlemektir. Dilin zinası müstehcen konuşmalardır. Elin zinası uzanıp tutmaktır. Ayağın zinası adım atmaktır. Kalp ise bu gibi kötü şeyleri sever ve onları temenni eder. Kalbin bu temennisini tenasül uzvu ya doğrular veya yalanlar."
Ar damarı çatlamış her türlü kötülüğü yapmakta bir sakınca görmeyenlere eskilerin dile ile seslenelim:
Edep ya hu!.. 



kim anlar?




ACABA

Uyuyan göllere ay isiginda
Sevginin resmini çizsem kim anlar?
Tomurcuk ayrilip gül açtiginda
Yagmurun saçini çözsem kim anlar?

Bir mekan kaplamis ne varsa nerde
Kendi ötesini saklar her perde
Sonsuzlugun sona erdigi yerde
Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?

Ask kömür beyazi; kin süt karasi
Eklenir yarama her dost yarasi
Et oldum biçakla kemik arasi
Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?

Dogumda yalan var ölümde gerçek
Bir seyler anlatir balik kus çiçek
Kirik gönülleri toplayip tek tek
Toplayip gögsüme dizsem kim anlar?

Gün geldi zamani gömdüm kabire
Dag oldu aklimin verdigi fire
Baglasam telasi çelik zincire
Sabrin derisini yüzsem kim anlar?

Içte deprem olur disin dügümü
Ihlâssiz çözülmez isin dügümü
Aklimdan geçeni düsündügümü
Okusam kim dinler yazsam kim anlar?

Abdurrahim Karakoç

merhaba dost yalnızlığım...



MERHABA DOST YALNIZLIĞIM
Hoşgeldin sefalar getirdin gönül evime.
Buyur geç her zamanki yerine sana yüreğimin sıcaklığını almış
bir fincan kahve tadında acı ve hüzünlerimi ikram edeyim. İçine şeker yerine gözyaşlarımı dostluğumu sohbetimi koyayım.
Neler gördük seninle neler yaşadık yalnızlığım!
İhanet hırkasını sırtına geçirmiş ne "dost" yüzleri tanıdık.
Bilmedik bilemedik yalnızlığım bunu bize öğretmediler.
Duygu simsarlarının elinde saf duygularımızın
üç-beş kuruşa satıldığına şahit olmadık mı?
Yüreğimizden her vuruluşumuzda her kanayışımızda
insana duyduğumuz sevgiye sarılmadık mı?
Dönüp dönüpte yaramızı kendimiz sarmadık mı?
İnsanların ikinci yüzlerini sonradan öğrenedik mi acıyla hüzünle..
Ahh yalnızlığım!
Bilmedik bilemedik bize bunu öğretmediler.
Yüzümüze vuran yalancı bir güneşe açmadık mı
gönlümüzün tüm çiçeklerini.
Oysa bilemedik yalnızlığım her yalancı baharın ardından
zemheri bir ayazın geleceğini. Kaç kere vurulduk
kaç kere ayaza vurduk üşüdük titredik ne boralara ne fırtınalara
verdik yüreğimizi. Kanadık incindik bin acı sözle.
Bilmedik bilemedik..
Bunları bize öğretmediler yalnızlığım
Bunca şeye rağmen gönlümüzdeki filizleri hep Canlı tuttuk
saldık köklerini filizlerimizin Toprak anaya.
belki şu an zayıf ve cılız ama direniyor.
Biliyorum bir Gün o da güçlenecek.. Tıpkı yüreğimizdeki küçük
masum kız gibi gözleri ufukta hep ileriye ve umuda yürüyecek.
umudunuz hic kaybolmasın...

öykündüğüm ömrüm...




Öykündüğüm Ömrüm
Düşlerim;
Suskunluğumun edasından almıştır
Kırılganlığı...
Kalbimin salkım saçak dalları
Kırıldıkça kırılıyor.
Ne turkuaz geceleri isterim şimdi..
Ne o gecelere
Bir kaç yıldız dizmeyi.
Neye dokunsam
Pamuk ipliğine bağlı...
Tutundukça kopuyor.
Sormayın;
Nedir kimdir ne olmuştur? Diye...
Bilin ki;
Darbe üstüne darbedir zaman..
Candır canandır dediklerimin
Armağanıdır bu talan...
Değmeyin kalbime...
Duyduğunuz ses hüsrandır
Katlandıysam Yusuf'un
Sustuysam Eyyub’un hatırınadır.
Bakmayın buğulu bakışlarıma...
İçinde gözbebeklerimi kuşatan
Yağmur bulutları var.
Şu an da;
Hayatın girdabında
Döne döne kaybolasım var.
Hani yürürsün ya bazen...
Nereye gideceğini bilmeden...
Yitirdiklerinle el ele...
Ardına bile bakmadan...
Masumdur yollar...
Sanırsın bağırlarına basacaklar...
Atılan her adım avuntudur belki...
Belki de; Ölen umutların
Yeniden dirilişi.
Yürürsün...
Bir adım belkilere...
Bir adım keşkelere...
Bir adım da; ukdelere...
Yürürsün işte...Yürüdükçe;
Bütün yollar hazandır! .
Kovmayın
Başımda uçuşan kuşları;
Çığlıkları feryadımdır.
Bu şiir;
Öykündüğüm ömrümün
Kara kalemle yazılan
Kara sayfasıdır.
Nilgün Pakyıldız

ölüm neden güzel?




Mehmet PAKSU yazdı…
Her şey nasıl güzel olur?
Secde suresinin 7. âyeti "O Allah ki her şeyi en güzel şekilde yarattı" diyor.
Âyet "Her şeyi" diyor. Ayrıca "güzel" de demiyor "en güzel" diyor.
Yine Kur'ân'ın anlatımıyla "Allah En Güzel Yaratıcıdır."
Allah çirkin bir şey yaratmaz ne yaratmışsa güzeldir ve de en güzeldir.
Bu durumda çirkin bir şey yok mudur? Mutlaka vardır hem de akla hayale gelmeyecek kadar çok vardır.
Öyleyse burada bir tezat bir çelişki bir aykırılık yok mu?
Hayır olmuyor. Çünkü çirkinlik şer ve kötülük de bir anlamda güzelliktir güzelliğin bir başka biçimde görünüşüdür.
Bu açıdan "çirkin" olan şeylere "dolayısıyla güzellik" demek daha yerinde olur.
Çünkü çirkinin çirkinliği olmasaydı güzelliğin güzelliği olmazdı anlaşılmazdı.
Burada "Her şey zıddıyla bilinir" kuralı akla geliyor.
Hastalık olmazsa sağlık anlam taşımaz. Açlık olmazsa tokluk anlaşılmaz. Soğuk olmazsa sıcaklık bilinmez. Karanlık olmazsa aydınlığın anlamı olmaz. Kötü olmazsa iyinin değeri ölçülmez. Cehennem olmazsa Cennet lezzet vermez.
***
Bir de güzelliğin derecesi içine çirkinliğin girmesiyle anlaşılır.
Buna göre kötü ve istenmeyen şeyler de gerçek anlamda güzeldir ve iyidir.
Mesela hastalığı kimse istemez uzak durur. Ama sağlığın nimet olması ve değerinin anlaşılması için hastalığın olması lazım. Yoksa hastalık bir anlam taşımaz.
Allah'ın isimleri açısından bakıldığında hem sağlığın hem de hastalığın bulunması gerekir. Sağlıklı olduğumuzda Allah'ın Muâfi ve Mün'im isimlerini anladığımız gibi hasta olmadan da Şâfi ismi anlayamayız gizli ve meçhul kalır.
***
Bu arada pek çok insan tarafından sevilmeyen konuşulması bile istenmeyen bir güzellik daha vardır. Meselâ ölüm. Ölüm güzel mi çirkin mi?
Bir kere ölüm tesadüfî bir şey değildir bir Yaratanı olduğu için güzeldir.
Çünkü Allah'ın bir ismi "Muhyî"dir (hayatı verir) diğer ismi de "Mümît"tir (ölümü verir).
Meselâ çekirdeğin toprak altında çürümesi bir çeşit ölümü ağaç olarak boy atmasıdır tohumun ölümü bir çiçek olarak açılmasıdır; insanın ölümü de sonsuza adım atması ve ebedi bir hayata geçmesidir.
***
Bir de Azrail'i düşünün. Azrail çirkin mi güzel mi?
Bir kere çirkin olamaz çünkü melektir masumdur suçsuz ve günahsızdır.
İkincisi sonsuz güzellik sahibi olan Allah'ın güzel bir emrini yerine getiriyor kendi başına bir iş yapmıyor.
Üçüncüsü de yaptığı iş güzeldir. İnsanlar ölümle fani hayattan baki hayata geçiyor yok olmaktan kurtuluyor sonsuz varlığa erişiyor.
Kabir ise her ne kadar karanlık yalnızlık ve bir vahşet yatağı ise de mü'min için ebedi saadetin kapısıdır Cennet'e açılan bir penceredir Allah'a kavuşmaktır.
Ölüm ve kabir böyle güzel olursa diğer çirkin ve şer gibi görünen şeylerde gerçek anlamda çirkinlikten ve şerden söz etmek mümkün değildir.
Son söz: Allah adına kâinata bakan bir insan her şeyi güzel görür. Hadiste anlatıldığı gibi "Allah güzeldir güzeli sever...

doktora tezi.



Bir tavşan önüne bir daktilo almış tak tuk tak tuk birşeyler yazıyor.

Oradan geçen bir tilki :
 
Hey tavşan ne yazıyorsun?
Doktora tezimi yazıyorum.
Ha öyle mi, çok güzel ne hakkında ?
Tavşanların tilkileri nasıl yedikleri hakkında.
Yok canım olur mu öyle şey hiç tavşanlar tilki yerler mi ?
Olur canım gel istersen sana isbat edeyim.
Beraberce tavşanın yuvasına girerler biraz sonra tavşan tek başına çıkar ve
yine daktilosunun başına geçer tak tuk birşeyler yazmaya devam eder.
Daha sonra oradan geçen bir kurt tavşanı görür.
Hey tavşan ne yazıyorsun ?
Doktora tezimi.
Ne hakkında ?
Tavşanların kurtları yemesi hakkında.
Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde buna kim inanir.
Doğru olmaz mı gel istersen göstereyim.
Yine beraberce yuvaya girerler tavşan biraz sonra tek başına dışarı çıkar.
Tavşanın yuvasında ise;
Bir köşede tilkinin kemikleri. Bir köşede kurdun kemikleri.
Diğer tarafta bir arslan kürdanla dişlerini temizliyor.

 
Sonuç ve anafikir:
Doktora tezi yapmak için tezin önemi yoktur, konunun da önemi yoktur;
Önemli olan tez danışmanıdır.
:))
 
Abheriden.